![]() |
|
|||||||
| Üye Ol | SSS | Sxe indir | Sosyal Gruplar | Takvim | Resim Galerisi | Etiketler | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
Kim Kimdir? bölümünde Yazarların Biyografileri (A-Z) konusu , Mehmet Ketey Asker, toplum adamı ve yazar. 1888 yılında Kafkasya’nın Çeçenistan yöresinde doğdu. Askeri okullarda okuyarak subay oldu. Kuzey Kafkasya'nın Sovyet Rusya tarafından işgalinden sonra önce Gürcistan'a, sonra da Türkiye'ye iltica etti (1921). Türk ordusuna katılarak Türkiye Kurtuluş Savaşı'nda görev ...
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri |
|
|
#41 (permalink) | |
|
Executive Officer
![]() E-Güven: (4/100)
|
Ce: Yazarların Biyografileri (A-Z)
Mehmet Ketey Asker, toplum adamı ve yazar. 1888 yılında Kafkasya’nın Çeçenistan yöresinde doğdu. Askeri okullarda okuyarak subay oldu. Kuzey Kafkasya'nın Sovyet Rusya tarafından işgalinden sonra önce Gürcistan'a, sonra da Türkiye'ye iltica etti (1921). Türk ordusuna katılarak Türkiye Kurtuluş Savaşı'nda görev aldı ve "İstiklal Madalyası" ile onurlandırıldı. Albay rütbesinden emekli olarak 1973 yılında Ankara'da öldü. Mehmet Ketey, Cumhuriyet döneminde uzun bir kopukluktan sonra İstanbul'da oluşturulan ilk Kafkas örgütü olan "Kuzey Kafkasyalılar Kültür ve Yardımlaşma Derneği"nin kurucuları arasında bulunmuştu. Derneğin gayri resmi organı olarak yayınlanan "Kafkas Dergisi" (1953) ve "Kafkas Mecmuası" (1954) dergilerinde anayurdu ile ilgili yazıları ve çevirileri yayınlandı. "Yeni Kafkas" (1957-1962) dergisinin de sorumlu yayın müdürlüğünü ve yazarlığını yaptı. Rus Edibi M. Lermontov'un Kafkasya ile ilgili olan "İsmail Bey", "Harp Kaçağı", "Mstri" gibi bazı poemlerini Rusça'dan Türkçe'ye çevirerek "İsmail Bey" (İstanbul 1946) adı altında yayınlamıştır. ----------- Mehmet Yılmaz ESERLERİ MAFDAL Mehmet Yılmaz Zaman Kitapları İstanbul 2003 Haham Zvi Yehuda Kook’a din adamlarının politikayla uğraşması hakkındaki görüşü sorulduğunda şöyle demişti: “Hahamlar Tevrat tarafından politikayla uğraşmakla sorumlu tutulmuşlardır ve eğer bundan uzak dururlarsa ihanet suçunu işlemektedirler. Tevrat’ta ‘Kimseden korkmayın!’ yazılmıştır. İsrailoğullarının siyasi meseleleri bizzat Tevrat’ın kendisidir ve kutsal addedilirler.” Bu kitapta Yahudi hahamlarının İsrail’in dış politikasına olan etkilerinin boyut ve niteliğini; Osmanlı sonrası Ortadoğu politikasının başrol oyuncularından biri olan İsrail’in Yahudilik dini ve Siyonizm’in ‘Kutsal İsrail Toprağı'’diye bahsettiği topraklarla ilgili politikalarında laik Siyonist yönetimlerin yanı sıra pay sahibi olan din eksenli partilerin bazen uzlaşmaz, bazen de pragmatik kararlarla bölgeyi bugün geldiği duruma nasıl taşıdıklarını; ülkenin devlet kadar eski partisi MafDaL’ın (Miflaga Datit Le’umit: Din Eksenli Milliyetçi Parti) bu bağlamdaki önemini; İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi topraklarından neden rahatlıkla çekilemediğini; çoğu illegal olarak kurulan yerleşim birimlerinin nasıl olup da İsrail-Filistin çatışmasının merkezine oturduğunu göreceksiniz. Bu kitap, din ögesinin laik liderlerce yönetilen bir ülkenin dış politikasında bile ne derecede etkili olabileceğini göstermesi bakımından Ortadoğu politikasıyla akademik olsun, kişisel merak olsun her seviyede ilgilenen okuyucuların başvuru kaynaklarından biri olmaya namzettir. ---------- Mehmet Ali Bulut Mehmet Ali Bulut 1954’te Gaziantep ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Bir çok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu... Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı... 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. 7 ay sonra ajansın habür müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar gibi yayınlanmış eserleri ve X ve Z, Hikayeler Kitabı gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut evli ve bir kızı vardır. ESERLERİ Fardipli SinHa Mehmet Ali Bulut Hayat Yayanları Roman Dizisi SinHa'yı elinize aldığınız andan itibaren içine düşebileceğiniz bir girdabın kenarında olduğunuzu hatırlatmak istiyoruz. Bu girdap özellikle dünyaya belli açılardan bakan ve şekillendirilmiş inançlar için yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Etki alanına alacağı koşullu inancı aklın akıntılarında sağa sola savurduktan sonra sahibinin ruh derinliklerine fırlatacak olan girdap, koşullanmamış inançlar için aklın labirentlerinde eğlenceli bir gezi olacaktır... Bu kitapta her okur kendi ruh hallerinden birini ya da birkaçını bulabilecektir. Hangi sayfada, hangi satırlarda, hangi yaşam kırıntısının içinde kendinizden bir parça bulacağınız, dünyaya nereden, hangi açıyla baktığınızla doğru orantılıdır. Görecelik içeren savlarıyla SinHa; pek çok okurun elinde kendi yüzünü/maskesini net görebileceği bir ayna olarak da algılanabilir... -------- Mehmet Behçet Yazar HAKKINDA YAZILANLAR Edebiyatçılar Alemine Bir Yolculuk N. Tahir Ergün Orkun sayı 30 Türk basın hayatının ünlü kişilerinden Sedat Simavi, Hürriyet gazetesini çıkarmadan önce Yedigün adlı, haftalık bir dergi çıkarıyordu. Bu dergi edebiyattan magazine, bir aydının ihtiyaç duyacağı her konuda yazılar, haberler yayınlardı. Bu derginin 1939-1941 yıllarında çıkan sayılarında “Edebiyatçılarımızı Tanıyalım” başlıklı bir dizi de yer almıştı. Bu dizinin yazarı, o dönemin ünlü edebiyat öğretmenlerinden ve araştırmacılarından Mehmet Behçet Yazar idi. O, her hafta bir edebiyatçının hayatını anlatıyordu, bu yazılarda. Yazdıkları doğrudan o edebiyatçılarla yaptığı konuşmalarla tesbit ettiği, yâni onlardan dinlediği verilere dayanıyordu. Bu bilgileri kendi edebiyat imbiğinden geçiriyor, süzüyor, onlara yeni edebî çeşniler katarak yazıyordu. Böylece o yılların ünlü veya tanınmamış 97 (doksan yedi) edebiyatçısının “özgeçmişi” hakkında önemli bilgiler sunan bir yazı dizisi ortaya çıktı. Fakat Yedigün dergisi ile birlikte onlar da unutulmaya mahkûm oldular. Aradan altmış yıl geçtikten sonra, o yazılar titiz bir tarih ve özgeçmiş araştırmacısı olan Prof. Ali Birinci tarafından gün yüzüne çıkarıldı ve Mustafa Everdi’nin çabaları ile kitaplaştırıldı. Edebiyatçılar Âlemi: Edebiyatımızın Unutulan Simaları(*) adı ile yayınlanan eser, Yedigün’de yayınlanan yazıları aynen, hiçbir değişiklik ve ekleme yapmadan sunuyor. Bugün hepsi de ebedîlik âlemine göçmüş bu insanların hayatının 1939-1941’e kadar olan kesitini sunuyor bu yazılar. Onlar aracılığı ile 97 Türk edebiyatçısının hayatına ilişkin çok değerli bilgilere, çok önemli tesbitlere ulaşıyoruz. Kitaptaki yazılar, bu edebiyatçılarla ilgili araştırma yapacaklara önemli yardımlar ve yararlar sağlayacak niteliktedir. Eserin önemli bir yanı da, Prof. Ali Birinci tarafından, kılı kırk yararcasına bir titizlikle hazırlanan ve kitabın başına konulan “A. Mehmet Behçet Yazar” başlıklı araştırmadır (7-12. ss.). Sayın Birinci, bu araştırmasında Yazar’la ilgili birtakım bilinmeyenleri de gözler önüne seriyor. Ayrıca, kitabın ilk sayfalarına aktarılan “Yedigün’ün Mühim Bir Teşebbüsü” adlı açıklamadan, özgemişinin verilmesi tasarlanan edebiyatçılardan bir bölümünün, yazık ki ele alınmadığı anlaşılıyor. Onlar hakkında da yazılabilseydi, ne iyi olurdu... Kitap titiz bir sayfa düzenlemesi ile basılmış. Güzel bir kapak içinde. Özgeçmişi sunulan edebiyatçılar öz adlarının alfabe sırasında veriliyor. Her birine ayrılan bölümlerin ilk sayfasında da, o edebiyatçıların yine Yedigün dergisinden aktarılan çizimli resimleri veriliyor. Eserin sonuna konulan “Yazar ve Şahıs İsimleri İndeksi”, “Mecmua ve Gazete İndeksi” ve “Eser İsimleri İndeksi” adlı dizinler araştırmacılara yönelik önemli yardımcılar. Birinci hamur kâğıda “numaralı olarak 1000 adet basılmış” olan bu esere sahip olmak da bir ayrıcalık sayılabilir. Ayrıca o, büyük hazlarla okunacak bir bilgi hazinesidir. Yayınlanmasını sağlayanlara teşekkürler... Sağlanabileceği adres: 21. Yüzyıl Yayınevi; Sıhhiye, Hanımeli Sokağı, 19/20 06430 Ankara. Telefon: (0312) 231 68 58 (*)Edebiyatçılar Âlemi: Edebiyatımızın Unutulan Simaları. Mehmet Behçet Yazar, Yayına Hazırlayan Mustafa Everdi. Ankara: 21. Yüzyıl Yayınevi, 1999.
__________________
Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#42 (permalink) | |
|
Executive Officer
![]() E-Güven: (4/100)
|
Ce: Yazarların Biyografileri (A-Z)
Mehmet Emin Yurdakul 1869 yılında İstanbul’da doğdu.Ortaöğrenimden sonra Rüsumat Evrak Müdürlüğü (1892-1907), Hicaz (1909), Sivas (1910), Erzurum (1911) valiliği yaptı. Birinci Dünya Savaşı başlarında (1914) Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda Musul, Cumhuriyetin ilk yıllarında Şarki Karahisar, sonra da Urfa ve İstanbul milletvekili oldu. Zincirlikuyu Mezarlığı’nda gömülü. Şiir yazmağa Servet-i fünun dergisinde başlayan (ilk şiiri: Cenge Giderken,1897) milliyetçi Yurdakul bütün şiirlerinde sade bir dil ve hece ölçüsü kullandı; konularını toplum dertlerinden, sosyal-epik hayat sahnelerinden aldı; uyarıcı-öğretici şiirler yazdı.Türk Şairi, Milli Şair diye anılır. 14 Ocak 1944 tarihinde İstanbul’da öldü. ESERLERİ Sayısı on beşi geçen eserlerinden birkaçı: Türkçe Şiirler (1899), Türk Sazı (1914), Ey Türk Uyan (1914),Tan Sesleri (1915, 1956), Ordunun Destanı (1915),Zafer Yolunda (1918), Aydın Kızları (1919), Dante’ye (1920),Mustafa Kemal (1928), Ankara (1939). Mehmed Emin Yurdakul’un eserlerinin tenkitli basımı Türk Tarih Kurumu için Fevziye Abdullah Tansel tarafından hazırlanmış, serinin birinci cildi Şiirler adıyla yayımlanmıştır (1969). Hakkında Yazılanlar 1.Mehmed Emin Yurdakul, haz. Enver Naci Gökşen, 1963 TDK Y. ---------- Mehmet Rauf 12 Ağustos 1875 tarihinde İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Balat'daki mahalle mektebiyle, Soğukçeşme Askeri Rüşdiyesi'nde gören Mehmet Raûf, Bahriye mektebini bitirerek (1893) deniz subayı oldu. 1894'de staj için Girit'e, 1895'de Kiel kanalının açılış merasiminde bulunmak üzere Almanya'ya gönderildi ve dönüşünde Trabya'da elçilik gemilerinin irtibat subaylığına atandı. Üç kez evlenen (ilki Tevfik Fikret'in halasının kızıdır) ve çeşitli gönül maceraları peşinde sürüklenen Mehmet Rauf 1908'den sonra bahriyeden ayrılarak, hayatını yazarlıkla kazanmaya çalıştı. Cumhuriyet devrinde kadın dergileri çıkarmasına, ticaretle uğraşmasına rağmen eknomik sıkıtılardan bir türlü kurtulamadı ve yoksulluk içinde, 23 Aralık 1931 tarihinde İstanbul'da öldü. ESERLERİ Romanları:Eylül,Ferda-ı Garam, Karanfil ve Yasemin, Genç Kız Kalbi, Böğürtlen, Son Yıldız, Halas, Ceriha, Kan Damlası. Hikaye kitapları:İhtizar, Son Emel, Aşk Kadını, Eski Aşk Geceleri,İlk Temas, İlk Zevk Oyun:Pençe Düzyazı şiirler:Siyah İnciler ----------- Melih Cevdet Anday 1915 yılında İstanbul’da doğdu.Ankara Gazi Lisesi'ni bitirdikten sonra Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğünde danışmanlık, Ankara Kitaplığı'nda memurluk ve gazetecilik yaptı.Akşam ve Cumhuriyet gazetelerinde deneme yazıları yazdı.1954'ten sonra bir süre İstanbul Belediye Konservatuarı tiyatro Bölümü'hde fonetik-diksiyon öğretmenliği yaptı, emekle oldu.Şiirleri dışında tercümeleri ve romanları da vardır. Melih Cevdet, arkadaşları Orhan Veli ve Oktay Rifat gibi Varlık dergisinde yayınladığı ilk şiirlerinde, dönemin ortak dil beğenisini simgeleyen sözcüklere kapıldığı söylenebilir. O da mavi iklimlerde, dal dal erguvan açan rüyalar biçiminde duyarlılıkları yansıtmaya çalışırken, kendi hayatından, deneylerinden kaynaklanmadığını düşündüren söyleyişlere öykünmüştür. II.Dünya Savaşı'ndan sonra dünyayı saran ölüm fırtınası karşısında, yoksulluk, haksızlık ve yalan karşısında, arkadaşları gibi onun da sık sık ince yergiye başvurduğu görülür. ‘Garip’ten çok sonra ‘Rahatı Kaçan Ağaç’ gibi, uyak kullanılarak, geleneksel denge anlayışının sağlanmak istendiği bir şiirde bile kendini ince yergiden alamaz. Melih Cevdet öte yandan çelişkileri sergileme, yergi, olay gibi yan imkanlardan, toplumsal sorunlara bağlı konuları işlerken yararlanmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Bir bölümü Yaprak dergisi çıkarken (1947-49) yazılan ‘Telgrafhane’yi (1952) oluşturan şiirlerin büyük çoğunluğunun bu olanaklara dayanarak kurulmuş olmaları raslantı değildir. Tohum ve Telgrafhane gibi evresinin iki önemli şiiri ise, şairin, hem içerik hem biçim yönünden kendini sınırlamadığını, değişik yönlere açılmak istediğini gösterir. Genel özellikleri bakımından şairin 1940-1952 yıllarında kazandığı deneylerin bileşkesi olarak kabul edebileceğimiz şiirlerden oluşan ‘Yan Yana’da dörtlü kuruluşların belirgin bir biçimde çoğaldığı görülür. Gelecek, Hiroşima, Faltaşı, Güzel Düş, Anı adlı eserlerde geleneksel biçimlere eğilimi ağır basmıştır. Melih Cevdet’in özellikle 1960’tan sonraki eserlerinde yapı ustası olduğu yazılmıştır. ESERLERİ Garip (O.Veli ve O.Rifat ile), Rahatı Kraçan Ağaç, Kolları bağlı Odysseus, Göçebe Denizin Üstünde, Ölümsüzlük Ardında Gılgamış, Teknenin Ölümü,Tanıdık Dünya, Güneşte, Yağmurun Altında, gizli Emir, Raziye, Dört Oyun. GÜNDEM Edebiyatımız garip kaldı! Milliyet 29 Kasım 2002 Türk edebiyatının duayenlerinden Melih Cevdet Anday, solunum ve böbrek yetmezliği sonucu 87 yaşında vefat etti Gazi Lisesi’ndeki arkadaşları Orhan Veli ve Oktay Rifat’la şiire başlayan, "Garip" hareketinin son çınarı Melih Cevdet Anday, solunum ve böbrek yetmezliği tanısıyla tedavi gördüğü Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde, 87 yaşında hayata veda etti. İstanbul’da doğan Anday’ın büyük dedesi Mirlava Mehmed Raşit Paşa, Osmanlı Devleti’nin ilk "eczacı paşasıydı". Çocukluğu Kadıköy Bahariye’deki evinde geçen Anday, ilkokulu eski Fenerbahçe Stadyumu’nun yanındaki Taş Mektep’te, ortaokulu da Kadıköy Sultanisi’nde okudu. Babasının görevi dolayısıyla lise öğrenimini Ankara Gazi Lisesi’nde tamamladı. Dokuzuncu sınıfta okuduğu sırada Orhan Veli ve Oktay Rifat’la tanıştı. Liseyi bitirdikten sonra önce Ankara Hukuk Fakültesi’ne, ardından da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ne giren Anday, öğrenim hayatına devam etmedi. 1938’de sosyoloji öğrenimi için Belçika’ya giden Anday, 2. Dünya Savaşı nedeniyle yurda dönerek bir süre Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğü’nde danışmanlık yaptı. FIKRA YAZARLIĞI YAPTI Anday; Akşam, Tercüman, Büyük Gazete, Tanin ve Cumhuriyet gazetelerinde fıkra yazarlığı, sanat sayfası yöneticiliği yapmış, denemeler yazmış, 1954’te başladığı İstanbul Belediye Konservatuvarı Tiyatro Bölümü fonetik - diksiyon öğretmenliğinden 1977’de emekli olmuştu. Anday, 1964 - 1969 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu’nda görev almıştı. 1979’da UNESCO Genel Merkezi kültür müşaviri olarak Paris’e giden Anday, hükümet değişince geri çağrılmıştı. ESERLERİYLE ÖDÜL ALDI Anday, "Mikado’nun Çöpleri" adlı oyunuyla 1967 - 1968 İlhan İskender Armağanı’nı, "Gizli Emir" adlı romanıyla TRT 1970 Sanat Ödülleri Roman Armağanı’nı, Tarjel Vesaas’dan çevirdiği "Buz Sarayı" romanıyla da TDK 1973 Çeviri Ödülü’nü kazanmıştı. Anday’ın ilk şiiri, 1936 yılında Varlık Dergisi’nde yayımlanan "Ukde" olmuştu. Anday, "Teknenin Ölümü" adlı şiir kitabıyla 1976 Yeditepe Şiir Armağanı’nı, "Sözcükler" adlı şiir kitabıyla 1978 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’nü, "Ölümsüzlük Ardında Gılgamış" adlı şiir kitabıyla da 1981 İş Bankası Büyük Ödülü’nü kazanmıştı. Anday’ın yapıtları, Rusça, Fransızca, İngilizce başta olmak üzere bir çok dile çevrildi. "Garip"in hikayesi Melih Cevdet Anday şiire Gazi Lisesi’nde arkadaşları Orhan Veli ve Oktay Rifat’la başladı. Daha sonraları "Garip" hareketi çevresinde oluşacak beraberliklerinin temeli böylece atılmış oldu. "Varlık" dergisinde birlikte yaptıkları bir çıkışla, Veli, Rifat ve Anday Türk şiirine yeni bir anlayış getirdi. Kentte yaşayan küçük insanların sorunlarını lirizme, ahenge, sese sırt çeviren bir sadelik içinde ele alıyor, şiire girmez denilen konulara, sözcüklere özellikle ağırlık veriyorlardı. Yaptıkları denemeler edebiyat çevrelerinde büyük ilgiyle karşılandı, tartışmalara yol açtı. 1941’de çıkardıkları "Garip" adlı kitapta Veli’nin imzasıyla bu yeni anlayışın temel ilkeleri şöyle açıklandı: "Şiir, bütün özelliği edasında olan bir söz sanatıdır."
__________________
Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#43 (permalink) | |
|
Executive Officer
![]() E-Güven: (4/100)
|
Ce: Yazarların Biyografileri (A-Z)
Memet Fuat Memet Fuat (d.1926, İstanbul) 1946'da Haydarpaşa Lisesi'ni, 1951'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Öğretmenlik, çevirmenlik, muhabirlik, inşaatlarda mimar yardımcılığı gibi işlerde çalıştı. 1960'ta De Yayınevi'ni kurdu. 1964-75 arasında "Yeni Dergi"yi çıkardı. Bir önceki yılda çıkmış yazı, öykü ve şiirlerden yaptığı seçmelerle Türk Edebiyatı adlı yıllıklar düzenledi (1963-72). Çocukluğundan beri süregelen spor tutkusunu, yaşadığı çevredeki çocukları sporculuğa yönlendirme yolunda değerlendirdi. 1972-80 arasında voleybol erkek milli takımlarına antrenörlük etti. 1979-82 arasında Anadoluhisarı Gençlik ve Spor Akademisi'nde voleybol dersleri verdi. 1980-83 arasında "Yazko Edebiyat" dergisini yönetti. 1981'de Adam Yayınevi'nin yerli yayınlar editörü oldu. 1987'de emekliye ayrıldı. 1985'te yayımlanmaya başlayan "Adam Sanat" dergisinin genel yayın yönetmenliğini 1999'a kadar sürdürdü. Ödülleri: 1959'da dergilerde çıkan yazılarıyla Ataç Eleştiri Armağanı'nı, 1961'de Düşünceye Saygı adlı kitabıyla Türk Dil Kurumu Deneme-Eleştiri Ödülü'nü aldı. Çağdaşımız Makyavel adlı kitabıyla 1992 Sedat Simavi Ödülü'nü Gülten Akın'la paylaştı. 1995'te kendisine Kültür Bakanlığı "Kültür ve Sanat Büyük Ödülü", 1996'da Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü Altın Madalyası verildi. 1997'de "Yaşasın Edebiyat" dergisinin yaptığı soruşturmada Gölgede Kalan Yıllar adlı yapıtı "Yılın Kitabı" seçildi. 2000'de ise "Dünya Kitap Eki"nin oluşturduğu bir yargıcılar kurulu Nâzım Hikmet adlı yapıtını "Yılın Telif Kitabı" olarak değerlendirdi. ESERLERİ Anlatı: Aşk ve Sümüklüböcek (1946, öyküler, Tuna Baltacıoğlu ile); Yaşadığımız (1951, yeni yazımı 1998, roman); Bir Ayrılışın Öyküsü (1998, öyküler). Anı: Gölgede Kalan Yıllar (1997); Tribünden Palavra Anılar (1999). Deneme: Düşünceye Saygı (1960, genişletilmiş 2. basım 1994); Çağını Görebilmek (1982); Unutulmuş Yazılar (1986); Çağdaşımız Makyavel (1992); Eleştiri Sorumluluğu (1994); İki Yönlü Yozlaşma (1995); Konuşan Toplum (1996); Dağlarda Yüreğim (1996); Özgünlük Avı (1996); Sömürüsüz Bir Dünya (1998); Çoğunluğun Gücü (1998); Duyumsanmayan Karanlık (1998); Biçemden Biçeme (1999); Yaşlı Bir Şaire Mektuplar (1999); Aykırılıklar (2000). Konularına göre derlenen denemeler: Demokrasi Kültürü (2000); Din ile Felsefe (2000); İkinci Yeni Tartışması (2000); Kültür Alışverişi (2000); Orhan Veli (2000); Nâzım Hikmet Üstüne Yazılar (2001). Özgün yapıt: Aydınlar Sözlüğü (2001). Yaşamöyküsü: Nâzım Hikmet (2000). Yaşamı, sanatı, yapıtları dizisi: Yunus Emre (1976); Şinasi (1977); Pir Sultan (1977); Karacaoğlan (1977); Ahmet Haşim (1977); Tevfik Fikret (1979); Namık Kemal (1999). Antoloji: Türk Edebiyatı (yıllıklar, 1963'ten 1972'ye on cilt); İlkokul Çocukları İçin Şiirler (1968); Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi (1985, genişletilmiş basımı 1999); Dünya Yazınından Çeviri Şiirler (1992); Dünya Yazınından Seçilmiş Kısa Oyunlar I-II (1993); Dünya Yazınından Seçilmiş Kısa Öyküler (1993); Türk Yazınından Seçilmiş Çocuklar İçin Şiirler (1993); Türk Yazınından Seçilmiş Denemeler (1993); Türk Yazınından Seçilmiş Eleştiri Yazıları (1993). Seçme Şiirleri: Nâzım Hikmet (1997); Orhan Veli (1997); Oktay Rifat (1997); Cahit Külebi (1997); Edip Cansever (1997); Sabri Altınel (1997); Cahit Irgat (1998). Tiyatro: Tiyatro Tarihi (1961); Her Yer Tiyatrodur (1997). Spor: Voleybol (1983, Mehmet Bengü adıyla). HAKKINDA YAZILANLAR Memet fuat öldü 19 Aralık 2002 Türk edebiyatı ve Türk voleybolunun önemli isimlerinden Mehmet Fuat Bengü, akciğer yetmezliği nedeniyle İstanbul`da vefat etti. Yabancı ülkelerde filmler çekmiş ilk Türk film rejisörü Vedat Örfi ve Piraye Hanım`ın(daha sonra Nazım Hikmet'in eşi) çocuğu olan Memet Fuat Bengü, 1926 yılında İstanbul`da doğdu. 1946`da Haydarpaşa Lisesi`ni, 1951`de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü`nü bitiren Memet Fuat Bengü, öğretmenlik, çevirmenlik, muhabirlik, inşaatlarda mimar yardımcılığı gibi işlerde çalıştı. Bengü, 1960`da De Yayınevi`ni kurdu, 1964-75 arasında Yeni Dergi`yi çıkardı. Bengü, bir önceki yılda çıkmış yazı, öykü ve şiirlerden yaptığı seçmelerle Türk Edebiyatı adlı yıllıklar düzenledi (1963-72). Türk edebiyatının önemli isimlerinden Mehmet Fuat`ın eserlerinden bazıları şöyle: Tiyatro Tarihi (1961), Türk Edebiyatı (1963-72, yıllıklar, 10 kitap), Çağını Görebilmek (1982, denemeler), Voleybol (1983; Mehmet Bengü adıyla), Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi (1985), Sömürüsüz Bir Dünya (1998, deneme), Biçemden Biçeme (1998, deneme), Çoğunluğun Gücü (1998, deneme), Duyumsanmayan Karanlık (1998, deneme), Yaşlı Bir Şaire Mektuplar (1999, deneme), Tribünden Palavra Anılar (1999), Namık Kemal (1999), Aykırılıklar (2000), Nazım Hikmet (2000, İnceleme), Aydınlar Sözlüğü (2001, inceleme) ---------- Metin And 17 Haziran 1927 tarihinde İstanbul’da doğdu.Ulus gazetesi ve Forum dergisinde yazılar yazdı.Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümü Başkanlığı yaptı.Amatör olarak illüzyonistlik (sihirbazlık) yapmaktadır.Bu konuda biri ingilizce olmak üzere iki kitabı yayınlandı.Tiyatro tarihi ve geleneksel seyirlik oyunlar üzerine araştırmaları vardır.Son evliliğini yazar Nazlı Eray ile yapmıştır. BAZI ESERLERİ Osmanlı Şenliklerinde Türk Sanatları, Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu,Atatürk ve Tiyatro,Şair Evlenmesi’nden Önceki İlk Türkçe Oyunlar,Mevlana Celaleddin Rumi end the Whirlind Dervishes (T.Halman ile) Minyatürlerle Osmanlı-İslam Mitologyası ------- Metin Celal 1961’de Ankara’da doğdu. Göztepe Aryamehr Lisesi’ni Bitirdi. Yüksek öğrenimini ODTÜ Petrol Mühendisliği ve İstanbul Üniversitesi Basın ve Yayın Yüksek Okulu’nda yaptı. İmge-ayrım, Yeryüzü Konukları, Poetika, Sombahar gibi şiir dergilerinin yayın kurullarında yer aldı. Henrich Böll Ödülü’nü kazandı. 3 yıl Almanya’da kaldı. Çevirilerinin yanı sıra Varlık, Sanat Olayı, Yeni Olgu, Oluşum, Broy, Düşün vb. dergilerde şiir ve yazılar yayımladı. ESERLERİ Dört şiir kitabı var: Adım Ölüm(1986), Kendi Kendini Tatmin (1989) Konformist (1993), Küçük Hayat Bağları (1999). ---------- Mina Urgan Mîna Urgan, 1915 yılında İstanbul’da doğdu. Arnavutköy Amerikan Kız Koleji ve İÜEF Fransız Filolojisi’ni bitirdi; aynı fakültenin İngiliz Filolojisi Bölümü’nde doktorasını tamamladı, Elizabeth Devri Tiyatrosunda Soytarılar çalışmasıyla doçent (1949), profesör (1960) oldu. 1977’de emekli oluncaya kadar İngiliz edebiyatı profesörü olarak öğretim üyeliği yaptı. Thomas Malory, Henry Fielding, Balzac, Aldous Huxley, Graham Greene, William Golding, John Galsworthy ve Shakespeare’i Türkçe’ye çevirdi. Shakespeare ve Hamlet adlı incelemesi 1984’te, beş ciltlik İngiliz Edebiyatı Tarihi 1986 ile 1993 yılları arasında, Virginia Woolf 1995’te (YKY), D. H. Lawrence incelemesi 1997’de (YKY), onu geniş okur kitleleriyle tanıştıran Bir Dinozorun Anıları 1998’de (YKY), Bir Dinozorun Gezileri 1999’da (YKY) yayımlandı. 1993 Altın Kitap Ödülü; Virginia Woolf ile 1995 Sedat Simavi Vakfı Onur Ödülü; 1996 Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü sahibi Urgan, 15 Haziran 2000 tarihinde öldü. YKY^DEKİ KİTAPLARI : Bir Dinozorun Anıları : Bir Dinozorun Gezileri : D. H. Lawrence : İngiliz Edebiyatı Tarihi : Virginia Woolf ----------- Mirza Feth Ali Ahundzade 1812-1878) Azeri Türkleri içinde, yarattığı eserlerle Türk milliyetçiliğine hizmet eden Mirza Feth Ali Ahundzade, 1812'de Şeki'de doğmuştur. Ailesindeki huzursuzluk nedeni ile annesi tarafından Güney Azerbaycan'daki Erdebil şehrine, Ahund Hacı Alesger'in yanına götürülmüştür. Alesger, Feth Ali'yi evlatlığa kabul etmiş, Feth Ali de onu babası saymıştır. 1825 yılına kadar Erdebil'de yaşamış, ailesiyle önce Gence şehrine oradan 1826'da doğduğu yer olan Şeki'ye yerleşmişlerdir. Güney Azerbaycan'da başladığı eğitimini burada tamamlamıştır. 1834'de Alesger'in yardımıyla Tiflis'e gitmiş ve şark dilleri tercümanı görevine başlamıştır. Ölümüne kadar Tiflis'te yaşayan Feth Ali, Azeri Türkçesi, Osmanlı Türkçesi, Rus, Fars ve Arap dillerni çok iyi öğrenmiştir. Rusya'nın doğu siyasetinin belirlenmesinde etkili olmuştur. Sanat hayatına, Azeri Türkçesi ve Farsça şiirler yazarak başlamıştır. Eserlerinin büyük bir kısmını çağdaşları olan sanatçılara yazdığı manzum mektuplar oluşturur. 1850-1855 yılları arasında drama yazmaya başlamış, Türk dünyasının ilk örnekleri olan altı komedi yazmıştır. Döneminin Azerbaycan hayatını usta bir dil ile yansıtan Feth Ali, 1857'de alfabe üzerinde çalışmaya başlamıştır. Arap alfabesinin ıslahı ve alfabe reformu için projeler hazırlamıştır. İlk proje Arap alfabesi, sonrakiler Latin alfabesi üzerine hazırlanmıştır. 1864'te "Kemalütdövle Mektupları" adlı eserini bitirmiş ancak yayınlatmamıştır. 1878'de Tiflis'de vefat etmiştir. Fikirleri ve kişiliği: 1863 yılında İstanbul'a gelmiş, alfabe üzerine yaptığı çalışmalarını dönemin sadrazamına sunmuştur. Feth Ali'nin kullandığı dil, halka ve yüksek tabakaya, köylüye ve şehirliye rahatlıkla hitab etmiştir. Eserlerinde dilde Türkçülüğü yaşatmıştır. Gökalp'e göre Feth Ali, Gaspıralı İsmail Bey kadar iyi bir Türkçüdür. Türk fikir ve edebiyatı alanındaki en önemli faaliyeti Türkçe tiyatroyu ilk yazan kişi olmasıdır. Azeri Türk lehçesi ile yazdığı eserlerle tanınmış ve edebi Türkçülüğe hizmet etmiştir. Eserleri: En önemli eserleri makaleleridir. Yanlışlıkları ortaya koymayı amaç edinmiş ve çağdaş ilmi tenkidin Azeri edebiyatında ilk örneklerini vermiştir. Temsilat (1859), Kemalüd dövle Mektupları (1926), Hekayeti Hırs Gldurbsan (1938), Hekayati Molla, İbrahimelil Kimyager (1938), Seçilmiş Eserler (1938), Aldanmış Kevakib (1962) gibi eserlerinin yanında komediler ve piyesler yazmıştır.
__________________
Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#44 (permalink) | |
|
Executive Officer
![]() E-Güven: (4/100)
|
Ce: Yazarların Biyografileri (A-Z)
Molla Gürani Osmanlı âlimlerinden ve büyük velî. Dördüncü Osmanlı şeyhulislâmı. İsmi, Ahmed bin İsmâil bin Osman Gürânî, lakabı Şerefüddîn, Şihâbüddîn ve Molla Gürânî'dir. Daha çok Molla Gürânî lakabıyla tanınıp, meşhûr oldu. 1410 (H.813) senesinde, Sûriye'nin Gürân kasabasına bağlı bir köyde doğdu. Doğduğu yere nisbetle "Gürânî" denilmiştir. Molla Gürânî, küçük yaşta Kur'ân-ı kerîmi ezberledi. Sarf, nahiv, beyân, meânî gibi âlet ve kırâat ilmini öğrendi. Sonra ilim öğrenmek için Bağdât, Diyarbakır, Hıns ve Hayfa şehirlerine gitti. On yedi yaşında iken de Şam'a gidip, bir müddet oradaki âlimlerden ders alıp, ilim tahsîl etti. Şam'dan Kâhire'ye gitti.Kâhire'de zamânın âlimlerinden ders alarak; kırâat, tefsîr, hadîs ve fıkıh ilimlerini öğrendi ve bu ilimlerde icâzet aldı. O devrin en meşhûr âlimi İbn-i Hacer Askalânî'den hadîs ve fıkıh ilmine dâir eserler okudu. Bu hocasından okuduğu eserler arasında, Sahîh-i Buhârî ve fıkıh ilminde meşhûr eserler vardı.Hadîs ilminde İbn-i Hacer Askalânî'den icâzet aldı. Molla Gürânî bu şekilde çalışarak tahsîlini tamamladıktan sonra; tefsîr, kırâat, hadîs ve fıkıh ilimlerinde değerli bir âlim olarak yetişti.Yavaş yavaş tanınmaya ve Kâhire'deki medreselerde ders vermeye başladı. Memlûk Devleti hükümdarları ile devletin ileri gelenlerinin kurdukları ilim meclislerine katılıp, münâzaralara girdi. İlmi ve fesâhati, güzel konuşmasıyla kısa zamanda tanındı. Hattâ Kâhire'de herkese açık bir ders verdi. Dersini dinleyen âlimler, onun ilimdeki üstünlüğünü takdîr ettiler. Hocası İbn-i Hacer Askalânî ona icâzet verdikten sonra, Sahîh-i Buhârî'yi gâyet güzel bir mahâretle okuttuğunu bizzat görüp, şâhid oldu. Bundan sonra hayâtının bir bölümünü Kâhire ve Şam taraflarında geçirip İstanbul'a geldi. İstanbul'a gelişi, hayâtında değişikliğe yol açtı. Önce Şâfiî mezhebindeydi. Sonradan Hanefî mezhebine geçti. Molla Gürânî'nin İstanbul'a gelişi şöyle vukû bulmuştur: O devrin meşhûr Osmanlı âlimlerindenMolla Yegân hacca gittiğinde, Kâhire'ye uğradı. Orada Molla Gürânî'yi tanıyıp, onun dîne bağlılığını ve ilimdeki yüksek derecesini görünce, İstanbul'a getirmek istedi. Lütuf ve iltifât göstererek istanbul'a gelmesini söyledi. O da bu teklifi kabûl edip, Molla Yegân ile birlikte İstanbul'a geldi. Meşhûr âlim MollaYegân, hacdan dönüp İstanbul'a gelince, Sultan İkinci Murâd Hanın otağına gidip, bir sohbet yaptı. Sohbet sırasında Pâdişâh; "Gezip gördüğün yerlerden bize ne armağan getirdin?" diye sordu. Bunun üzerine Molla Yegân; "Tefsîr, hadîs ve fıkıh ilminde iyi yetişmiş bir âlim getirdim" dedi. "Şimdi nerededir?" deyince; "Bâb-üs-seâdede beklemektedir" dedi. Bunun üzerine Pâdişâh, onu içeri getirmelerini söyledi. Molla Gürânî içeri girip, selâm verdi, el öptü. Sohbet sırasında Molla Gürânî'nin konuşması ve hâli, pâdişâhın hoşuna gitti. Onu önce, dedesi Murâd-ı Hüdâvendigâr Gâzî'nin eski kaplıcadaki medresesine sonra da Yıldırım Medresesine müderris tâyin etti. Böylece bir müddet bu vazifede bulundu.Bundan sonra da Sultan İkinci Murâd Hân, Molla Gürânî'yi oğlu Şehzâde Mehmed'in yâni Fâtih'in yetiştirilmesi ile görevlendirdi. Şehzâde Mehmed (Fâtih), bu sırada Manisa'da emîrdi. Babası İkinci Murâd Hân, oğlunun (Fâtih'in) yetişmesi ve eğitilmesi için pekçok âlimi ona hoca olarak göndermişti. Fakat Şehzâde Mehmed, zekî ve celalli olduğundan, giden hocalar onu bir türlü derse yanaştıramamıştı. Bu sebeple pâdişâh İkinci Murâd Hân, oğlunu yetiştirecek heybetli bir muallim arıyordu. Molla Gürânî'nin heybetli ve vakûr bir âlim olduğunu görerek, sert tutumunu duyup, bu iş için onu tâyin etti. Onun iyi bir eğitimden geçmesini istediğini söyleyip, gerekirse dövebileceğini de işâret etti. Bunun üzerine Molla Gürânî, Manisa'ya gönderildi. Molla Gürânî, Şehzâde Mehmed'in (Fâtih'in) yetişmesi için ona ders vermeye başladı. Gördüğü gevşeklik karşısında, vakûr ve sert tutumuyla, Şehzâde Mehmed'in hırçınlığını yatıştırdı. Hattâ ders sırasında; "Darabtühû te'dîben" Terbiye etmek, eğitmek için onu dövdüm mânâsındaki Arabca cümleyi dil bakımından incelettirdi, tahlîl ve tercüme ettirdi. Bu tutum karşısında Şehzâde Mehmed derslere devâm edip, kısa zamandaKur'ân-ı kerîmi hatmetti ve ilim öğrendi. Pâdişâh İkinci Murâd Hân, oğlu Şehzâde Mehmed'in Kur'ân-ı kerîmi hatmettiğini öğrenince, çok sevinip, hocası Molla Gürânî'ye fazla mikdârda mal ve parayı hediye gönderdi. Fâtih Sultan Mehmed Hanın yetişmesinde, Molla Gürânî'nin büyük emeği geçti. Bu bakımdan Fâtih, şehzâdeliğinden beri hocasını çok sever, saygı ve hürmette kusûr etmezdi. Babası İkinciMurâd'dan sonra tahta geçen Fâtih Sultan Mehmed Han, Molla Gürânî'yi vezîr yapmak istedi. Molla Gürânî bu teklifi kabûl etmeyip; "Huzûrunuzda, size devlet işlerinde çok hizmet edenler vardır. Onların ciddî çalışmaları, sonunda vezîrliğe, sadr-ı a'zamlığa kavuşmak ideallerine bağlıdır. Vezîriniz onlardan başkası olursa, kalbleri kırılır ve sultânımıza zarar gelir" dedi. Sultan bu sözü beğendi ve onu kadısker yapmak istediğini bildirince, bunu kabûl etti. Kâdılığa başlayınca, ayrıca müderrislik görevini de yürüttü. Daha sonra Bursa evkâf idâresi vazifesi ve kâdılık vazifesi ile Bursa'ya gönderildi. Bursa'da bir müddet bu vazifeleri yaptı. Sonra bâzı sebeplerle Anadolu'dan ayrılıp, Mısır'a gitti Molla Gürânî Mısır'a vardığında, Mısır Sultânı Kayıtbay'dan tam bir kabûl ve çok ikrâm, hürmet gördü. Bir müddet sonra Fâtih Sultan Mehmed Hân, Mısır Sultânı Kayıtbay'a, Molla Gürânî'yi göndermesini ricâ etti. Kayıtbay, Fâtih Sultan Mehmed Hanın bu ricâsını Molla Gürânî'ye bildirerek; "Gitme, ben sana onunkinden daha çok ikrâm ve ihtirâm ederim" dedi. Molla Gürânî; "Evet inanıyorum, sizden çok fazla ikrâm gördüm. Ancak, benimle onun arasında baba ile oğul arasındaki gibi büyük bir sevgi vardır. Aramızdaki bu hâdise ise, bir başka şeydir. Bu sebepten o, tabiî olarak kendisine meyledeceğimi bilir. Eğer ona gitmezsem, sizin tarafınızdan gönderilmediğimi zanneder ve aranıza bir düşmanlık girebilir." cevâbını verdi. Sultan Kayıtbay bu cevâbı beğendi ve kendisine çok para ve yolda lâzım olabilecek eşyâları verip, büyük hediyelerle Fâtih Sultan Mehmed Hana gönderdi. Molla Gürânî İstanbul'a gelince, Sultan ona çok hürmet gösterip, ikinci defâ Bursa kâdılığına tâyin etti. Sonra yeniden Kadıaskerliğe getirildi. Bu arada müderrislik ve eser yazmakla da meşgûl iken, 1480 (H.885) senesinde Şeyhülislâmlık makâmına getirildi. Fâtih Sultan Mehmed Hân ona; maaş, hizmetçi ve diğer yardımları yanında, çok hediyeler vererek, ikrâm ve hürmet gösterdi. Sekiz sene Şeyhülislâmlık yaptı ve hakka, adâlete uymakta, titizlik göstererek, gayet güzel bir şekilde vazifesini yerine getirdi. Fâtih Sultan Mehmed Hana çok nasîhat eder, işlerinde yardımcı olurdu. Ona karşı duyduğu samîmi sevgi ve alâka sebebiyle, yeri geldikçe tenkid etmekten, uyarmaktan çekinmezdi. Hattâ giydiği ve yediği şeylere dikkat etmesini, dâimâ dînin emirlerine uygun olmasını isterdi. Nasîhatlerini sert sözlerle söylemekten çekinmezdi. Molla Gürânî; heybetli, vakûr, sarsılmaz bir ilim haysiyetine ve ahlâkına sâhipti. Uzun boylu, gür sakallı, doğru ve açık sözlüydü. Vezîrleri adlarıyla çağırır, Sultanın huzûruna girince, yüksek sesle selâm verip, müsâfeha yapardı.Dâvet edilmedikçe ve bayram günlerinden başka zamanlarda saraya gitmezdi. Bir defâsında bir Arafe günü, Sultan, Molla Gürânî'ye bir haberci göndererek; "Yarın bayramı kutlamak üzere teşrif etsin, geç kalmasın." diye haber yollamıştı. Molla Gürânî, gelen haberciye; "Yağışlı günlerdir, her yer çamur. Gelirsek, kılık kıyâfet değiştirmek îcâb eder. Yarın bizi bağışlasınlar. Biz uzaktan duâ ederiz. Bayramı uzaktan kutlayalım." dedi. Haberci dönüp bu sözleri pâdişâha iletince, Pâdişâh; "Biz onların gelmesi ile bayram yaparız. Her şeye rağmen gelmelerini bekliyoruz." dedi.Üzerlerinin çamur olmaması için de, sarayın selâmlığına kadar at ile girmesine izin verildi. Bunun üzerine dâveti kabûl etti. Molla Gürânî, devrin âlimlerine mütevâzî davranır ve onlara karşı kıskançlık göstermezdi. Hattâ resmî vazifelerde kendinden daha üst makamlara çıkan âlimleri takdîr ederdi. Müderrislikden resmen ayrıldıktan sonra da ilim öğretmeye devâm etti. Pekçok âlim yetiştirdi. Osmanlı âlimleri arasında ahlâkının üstünlüğü, ilmî hususlarda tâvizsiz olan ve ilme çok önem veren bir âlim bilinip öyle tanındı. Günlerini hep ders vermekle, kitap yazmakla ve ibâdetle geçirirdi. Bir defâsında talebelerinden biri, bir gece onun konağında kalmıştı. Hocası Molla Gürânî, yatsı namazından sonra Kur'ân-ı kerîm okumaya başladı. Başından başlayıp devamlı okurken talebesi bir müddet sonra uyuyakaldı. Sabaha doğru uyanınca hocası Molla Gürânî'nin Kur'ân-ı kerîm okumaya devâm ettiğini gördü. Sabahleyin o talebe bu durumu hizmetçilere anlatınca, hizmetçileri; "O, her gece böyle Kur'ân-ı kerîm okur ve bunu hiçbir sebeple terk etmez." demiştir. MollaGürânî, ayrıca çok hayır ve hasenât yapmıştır. Dört câmi, bir Dâr-ül-hadîs medresesi, bir hamam ve binâlar yaptırmıştır. Molla Gürânî, vefât ettiği 1488 (H.893) senesinin bahar mevsiminde bir bahçe satın aldı. Kışa kadar o bahçede kaldı. Vezîrler haftada bir bu bahçede ziyâretine gelirlerdi. Kış geldiğinde iyice hâlsizleşti. İstanbul'daki konağına göçtü. O günlerde bir sabah namazını kıldıktan sonra, kendisine bir yatak hazırlanmasını istedi. Yatak hazırlandı. Kuşluk namazını kıldıktan sonrakıbleye dönerek, sağ yanı üzerine yattı. O gün, kendisinden Kur'ân-ı kerîmi, kırâat ilmini öğrenen hâfızların yanında toplanmasını istedi. Bu arzusu üzerine, talebelerine haber gönderildi.Onlar da yanına toplandılar. Talebelerine; "Üstünüzde olan hakkımı ödeme zamânı bu gündür. İkindi vaktine kadar benim üzerime Kur'ân-ı kerîm okumaya devâm ediniz, ikindiden fazla uzamaz." dedi. Hâfız talebeleri, Kur'ân-ı kerîm okumaya başladılar. Vezîrler durumu öğrenince, yanına geldiler. Vezîrler arasındaki Dâvûd Paşa, Molla Gürânî hazretlerini çok sevdiği için, hâlini görünce dayanamayıp, ağlamaya başladı. MollaGürânî onun ağladığını görüp; "Niye ağlar durursun ey Dâvûd!" dedi. Dâvûd Paşa; "Sizi böyle zayıf görünce kendimi tutamadım." dedi. Bunun üzerine; "Ey Dâvûd, kendi hâline ağla! Ben dünyâda rahat ve huzûr içinde yaşadım. Allahü teâlâdan ümîdim odur ki, ömrümün sonunda da, son nefeste de selâmet üzere olurum." dedi.Sonra vezîrlere dönüp; "Benden Bâyezîd'e (İkinci Bâyezîd Hana) selâm söyleyin ve deyin ki, Adâlet üzere olsun, kulları himâye, beldeleri muhâfaza etsin. Namazımı bizzat kendisi kıldırsın ve borçlarımı, defnimden önce ödesin" dedi. Sonra; "Size vasiyetim olsun! Beni kabrin yanına koyunca, ayağımı tutun ve beni kabrin başına çekin, sonra kabre koyun." dedi. Öğle namazını îmâ ile kıldı. Sonra; "İkindi ezânı ne zaman okunacak?" dedi. İkindi vakti gelince, müezzinin ezân okumasını bekledi. Müezzin, Allahüekber diye ezân okumaya başlayınca, Molla Gürânî hazretleri; "Lâilâhe illallah" diyerek vefât etti. Sultan İkinci Bâyezîd Hân, namazında bulundu ve borçlarını ödedi. Cenâze namazı çok kalabalık olup, İstanbul ahâlisi onun vefâtından dolayı gözyaşı döktü. Cenâzesi kabrin başına getirilince, vasiyetine rağmen kimse ayağından tutup çekmeye cesâret edemedi. Cenâzesini bir hasır ile kabrin yanına çektiler ve kabre indirip defnettiler. Kabri,Aksaray-Topkapı arasındaki eski tramvay yolunun sol tarafında bulunan kendi yaptırdığı câminin önündedir. Arabca kaynaklarda "Diyâr-ı Rûm'un, Anadolu'nun âlimi" olarak zikredilen Molla Gürânî, kıymetli eserler yazmış olup, eserleri şunlardır: 1) Gâyet-ül-Emânî fî Tefsîr-i Seb'il-Mesânî, 2) El-Kevser-ül-Cârî alâ Riyâd-il-Buhârî; Hadîs-i şerîf kitaplarının en kıymetlisi olanSahîh-i Buhârî'ye yazdığı şerhdir. 3) Şâtıbiyye Kasîdesi'nin Ca'berî şerhine güzel bir hâşiye yazmıştır. 4) Keşf-ül-Esrâr an Kırâat-il-Eimmet-il-Ahyâr, 5) Şerh-i Cem'ul-Cevâmi': Usûl-i fıkha dâirdir. 6) Arûz ilmiyle ilgili bir kasîde. . 1) Mu'cem-ül-Müellifîn; c1. ,s.166 2) El-A'lâm; c.1, s.97 3) Tam İlmihâl Seâdet-iEbediyye; (49. Baskı) s.1112 4) Ed-Dav-ül-Lâmi; c.1, s.241 5) Şakâyık-ı Nu'mâniyye Tercümesi (Mecdî Efendi); s.102 6) Tabakât-üs-Seniyye fî Terâcim-il-Hanefiyye; c.1, s.280 7) Esmâ-ül-Müellifîn; c.1, s.135 8) Keşf-üz-Zünûn; c.1, s.553, 646, 899; c.2, s.1190, 1486 9) Tâc-üt-Tevârih (Ulemâ kısmı) 10) Osmanlı Müellifleri; c.2, s.1 11) İzâh-ul-Meknûn; c.2, s.92 12) Brockelmann; Sup-2, s.319 13) Devhat-ül-Meşâyıh; s.10 14) Rehber Ansiklopedisi; c.12, s.184 15) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.12, s.298 ------------- Muammer Aksoy (d. Î917, îbradı, Antalya - ö. 31 Ocak 1990, Ankara), hukukçu ve siyaset adamı. 1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun sözcülüğünü yapmıştır. Milletvekili Numan Aksoy'un oğludur. 1939'da Ankara Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. GÜNDEM Bilim adamına infaz: 1 Şubat 1991 Prof. Dr. Muammer Aksoy Türk Hukuk Kurumu Başkanı, yazar Prof. Dr. Muammer Aksoy, 31 Ocak 1990 akşamı, Ankara'da evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Polis yetkililerinin, "çok profesyonelce" olarak nitelendirdikleri saldırının failleri belirlenemedi ve kanıt olarak geriye sadece boş mermi kovanları kaldı. Yapılan araştırma sonucu eylemde kullanılan silahın türü belirlendi ve daha önce herhangi bir eylemde kullanılmadığı tespit edildi. Suikasttan sonra gazeteleri arayan bir kişi eylemi İslami Hareket adına üstlendi. Aksoy cinayeti, diğer faili meçhullerle birlikte 1999 Eylül ayında sil baştan ele alındı. Dönemin Ankara Emniyet Müdür Vekili Kemal İskender'in koordinatörlüğünde faili meçhul kalan olayların aydınlatılmasıyla ilgili "Faili Meçhul Olayları Analiz Birim" adı verilen özel bir birim kuruldu. Mayıs 2000'de Mumcu'nun katillerini bulmaya yönelik başlatılan Umut operasyonu Aksoy cinayetinin çözümü için de bir umut kapısı oldu. Sincan'da bulunan silah ve susturucuların balistik incelemeye alındığını bildiren polis, gelecek sonuçların evinin bulunduğu apartmanda uğradığı silahlı saldırıda ölen Aksoy cinayetini de aydınlatabileceğini bildirdi. Aksoy'u öldüren silah bulundu 17 Mayıs'ta Sincan'da ele geçirilen bir silahın Emniyet Genel Müdürlüğü kriminal incelemesinde, 1990 yılında öldürülen Aksoy'un öldürülmesi olayında kullanılan silahla örtüştüğü belirlendi ve olayla ilgili failler aranmaya başladı. 19 Mayıs'ta Umut operasyonu çerçevesinde Kışlalı suikastını düzenlediklerini itiraf eden Necdet Yüksel, Aksoy cinayetini de kendilerinin işlediğini söylediler. 20 Mayıs'ta Özmen e Yüksel'e Aksoy'un Ankara Bahçelievler'deki evinin önünde tatbikat yaptırıldı. Tatbikat, Aksoy'u susturuculu bir silahla vurduğunu itiraf eden Özmen'e yaptırıldı. ----------- Muhammed İkbal Hakkında Yazılan Eserler 1.Muhammed İkbal Hayatı / Sanatı / Mücadelesi Selahaddin Yaşar YeniAsya Yayınları / Biyografiler Dizisi Zayıf bir gül yaprağı bir gemi olur. üçümsenen karınca kafilesine. e gam, patlasa fırtınalar, iklonlar, şacaktır azgın denizleri üvenle. ir gün dedim ki bir güvercine: Kurtuluş toprağa kök salmadadır." omurcuklar atılıp cevap verdiler: Gül bahçesinin sırrını eşfetmiş bu adam." ------------- Muhsin Abay Dr. Muhsin Abay, Yüksek öğrenimini Ege Üniversitesi'nde tamamladıktan sonra, Fransa'da İktisadî Kalkınma ve Karar Alma Metodolojisi konusunda staj yapan (1972-1973) Muhsin Abay, Ege Bölgesi Sanayi Odası Etüt ve Araştırma Müdürü olarak görev yaptı (1981-1984). Türkiye Odalar Birliği Sanayileşme Politikaları Çalışma Grupları'nda ve Devlet Planlama Teşkilatı'nın Özel İhtisas Komisyonları'nda görev aldı. Halen özel bir kurumda danışman olarak çalışmaktadır. Zamanı Değerlendirmek Dr. Muhsin Abay bky "Zamanı Değerlendirmek", sizin, şirketinizin ve çalışma arkadaşlarınızın birlikte geliştirebilecekleri bir hareket yöntemidir. Bu kitaptan öğreneceklerinizin sizi çalışma arkadaşlarınız arasında en mükemmel sinerjiyi kurmaya götürecektir. "Zamanı Değerlendirmek" bir "zaman mühendisi" olmanızı sağlayacak ve kısa sürede başarıyı yakalamanız mümkün olabilecektir. Zaman yönetimi konusunda bugüne kadar yazılmış en kapsamlı eser. ------------ Muhtar Avezov Kazak Edebiyatı Muhtar Avezov Çağdaş Kazak edebiyatında Muhtar Avezov (1897-1961)’un da ayrı bir yeri vardır. Kendisi, Kazak destanları ve Türkistan Türk edebiyatı ile ilgili ilmî çalışmalar yapmıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi en önemli eseri, 4 ciltlik Abay Yolu adlı devâsâ romanıdır. Bu romanda Avezov, Kazakların bir çoğunun kendisine rehber olarak kabul ettiği Abay’ın hayatını ve fikir yapısını çok ince ayrıntılara inerek, belgelerle ortaya çıkarmıştır. Denilebilir ki, Kazak halkının yüzlerce yıllık kültür birikimi, Abay’ı; Abay, Muhtar Avezov’u; Avezov da, Abay Yolu’nu meydana getirmiştir. Avezov’un bu romandan başka pek çok hikâye, deneme, çeviri ve araştırma eserleri de bulunmaktadır. Bir de onun, konusunu doğrudan Kazak halkından aldığı oyunları vardır. Bu oyunlar, Kazak tiyatrolarında bugün de sergilenmektedir. Avezov’tan başka Kalkaman Abdulkadirov, Kasım Amanjol, İsa Baykazov, Gapit Müsrepov, Tahir Jarıkulu, Kaljan Jarıkulı, Ali Ospanov, Aliasker Togmagambetov ve Abdullah Tagıbayev gibi edip ve âlimler de Kazakların 20.yüzyıldan sonra yetiştirdikleri önemli kültür adamlarındandır. Kazak Edebiyatının Belli Başlı Temsilcileri Bünyamin ÖZGÜMÜŞ Yağmur Sayı : 16 Temmuz - Ağustos - Eylül 2002 --------- Murat Başaran 21 Aralık 1967 Sakarya doğumlu. Babası Manisa/Akhisarlı. 9 yaşındayken ailesiyle birlikte İstanbul'a taşındı. Adapazarı'nda Donatım İlkokulu’nda başlayan eğitim macerası, İstanbul'da Münevver Şefik Fergar ve Faik Reşit Unat İlkokulu, İnönü Ortaokulu, Haydarpaşa E. M. Lisesi’nde devam etti. İ. Ü. İktisat Fakültesi Ekonometri Bölümü’nün 2. sınıfından, sonra da A. Ö. F. İktisat Fakültesi'nin yine 2. sınıfından ayrıldı. Türkiye Gazetesi'nde başlayan meslek hayatı, muhabirlik, redaktörlük, kültür sanat yönetmenliği, köşe yazarlığı, haber müdürlüğü görevleriyle 17 yıl sürdü. Bir ara TGRT haber dairesinde çalıştı. İstanbul'un ilk ciddi yerel kanalı İstanbul TV'nin kurucu kadrosu içinde yer aldı... Burada önce Program Müdürü ve daha sonra Haber Müdürü olarak görev yaptı. Yazıları başta Zafer olmak üzere, Ufuk Çizgisi, Kardelen, Türk Edebiyatı, Yemek Zevki dergilerinde yayınlandı. Çeşitli reklâm ajansları için metin yazarlığı da yapan Başaran, birçok belgesel ve tanıtım filmlerinin de senaryosunu kaleme aldı. ESERLERİ Sevmek Ölmekle Başlar, Sonsuzluğa Biraz Daha, Ayrılık Yazıları, Kalbim Nerde Sanıyorsun, Tezgahın Üstünde İstanbul Sevmek Ölmekle Başlar (1.Kitap) Murat Başaran Zafer Y. İstanbul 1999 Sevmek Ölmekle Başlar, Murat Başaran'ın 1985'den itibaren Zafer Dergisi'nde yayınlanan yazılarından oluşuyor. Yazılarının ikinci bölümünü Sonsuzluğa Biraz Daha adıyla kitaplaştıran Murat Başaran, yazmaya bir süre ara verdi. Daha doğrusu yazılarının yayınlanmasına. Bu süre zarfında Sevmek Ölmekle Başlar yedi, Sonsuzluğa Biraz Daha iki baskı yaptı. Birbirinin devamı niteliğindeki bu iki kitabı okuyucularımızın arzusu üzerine birleştirdik. Kalbim Nerde Sanıyorsun ? Murat Başaran Zafer Y.İstanbul 2001 Adını ne koyarsanız koyun... Hatta bırakın isimsiz kalsın... Bazan hikaye gibi... Bazan şiir gibi... Bazan bağrı yanmış bir adamın haykırışı.. Belki sessiz konuşmalar kendi kendime... Adını ne koyarsanız koyun... Veya bırakın isimsiz kalsın... ... Benim kelimelerim var... Benim cümlelerim... Paylaşmak istediğim... İşte hepsi burada... Yoksa; "Kalbim nerde sanıyorsun?" Tezgahın Üstünde İstanbul Murat Başaran Timaş 2005 İstanbul’dan yolu geçmiş herkesin mutlaka bir İstanbul hatırası vardır. Ve bir İstanbul hatırası anlatılmaya başlandığında, herkes kulak kabartır. Paylaşılmaya değerdir İstanbul hatıraları. Uzun uzun anlatılmaya değerdir. Murat Başaran son kitabı Tezgâhın Üstünde İstanbul'da kendi hatıralarını samimî ve şiirsel üslubuyla okuyucularla paylaşıyor. Bizi İstanbul tarihinde böyle eşsiz bir seyahate çıkardığınız ve çok kıymetli hatıralarınızı, hayallerinizi, duygularınızı ve düşüncelerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkürler Murat Başaran.
__________________
Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#45 (permalink) | |
|
Executive Officer
![]() E-Güven: (4/100)
|
Ce: Yazarların Biyografileri (A-Z)
Musa Anter 1918 yılında Nusaybin'in Zivin köyünde doğdu. İlkokulu Mardin, orta ve liseyi Adana'da okudu. Öğencilik yıllarının yaz aylarında Suriye'ye giderek Türkiye'den kaçan Kürtçülerle tanıştı. Bunlar Kamuran Bedirhan, Osman Sabri, Haco ve Emini Ahmet'di.Beş arkadaşıyla Kürdistan'ı Kurtarma Cemiyeti'ni kurar.İlk gözaltı öğrencilik yıllarında Dersim isyanı sırasında olur. Mustafa Kemal'in annesi Zübeyde Hanım'a sövdüğü için 45 gün gözaltında kalır.Anter Ağa'nın oğlu olduğu için Mustafa Kemal tarafından affedilir.1941 yılında İstanbul’a gider. İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirir ama avukatlık ve savcılık yapmaz.1959'da 49'lar ve 1970'lerde Devrimci Doğu Kültür Ocakları ve 12 Eylül döneminde de Kürtçülük propagandası yapmaktan tutuklanır. İlk defa 1934'te tutuklanan Anter, toplam 10 yıl hapis yatar.Evli ve üç çocuk babasıdır.1971'de kapatılan TİP'in yöneticileri arasında yer alan Anter; PKK çizgisindeki Özgür Gündem ve Yeni Ülke gazetelerinde köşe yazarlığı yaparken, Diyarbakır'da silahlı bir saldırı sonucu 20 Eylül 1992 tarihinde öldürüldü.Eserleri:Hatıralarım I-II, Kımıl, Vakainame, Brinareş (Kara Yara) Kaynak:Musa Anter Öldürüldü Hürriyet 21 Eylül 1992 ESERLERİ Hatıralarım Musa Anter Avesta Yayınları / Musa Anter Bütün Eserleri Dizisi "Türkiye'nin 55 yıllık girdisinin, çıktısının yeminli, canlı bir şahidiyim. 'Hem yalnız şahidi mi?' Değil!.. Şanığıyım, mahkumuyum ve davacısıyım." Hatıralarım Cilt: 2 Musa Anter Yön Yayıncılık / Ropörtaj-Belge-Anı-Biyografi Dizisi Denilebilir ki Musa sen kim, bu anılarında geçen zatlar kim! Amma bence bu soru yerinde değildir. Çok kere fakir bir adam bir define bulur veya loto-toto'dan para kazanır ve aniden zengin olur. İşte ben de Zıvıng'ın mağaralarından aleme çıkınca o fakir gibi tesadüfen ve de şans mahsülü değerli şahsiyetlerle tanıştım. İşte bu anılarım, bulduğum bu definelerin mahsülüdür. -Musa Anter- ------------ Mustafa Aydemir HAKKINDA YAZILANLAR NTV-MSNBC 3 Eylül 2004 İlk uçak gemisini Türk topçusu batırdı Birinci Dünya Savaşı’nda 4 topçu bataryasıyla, ilk uçak gemisi batıran subay olan Topçu Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul’un yaşamı, ‘Ben Bir Türk Zabitiyim’ adlı kitaba konu oldu. Mustafa Aydemir’in derlediği Ben Bir Türk Zabitiyim adlı kitapta, Birinci Dünya Savaşı’nda 4 topçu bataryasıyla enkazı halen Antalya’nın Kemer İlçesi açıklarında bulunan Paris 2 ve Alexandra adlı Fransız savaş gemilerini ve bir İngiliz uçak gemisini batıran Mustafa Ertuğrul’un yaşamı ve başarıları, belgeleriyle birlikte anlatılıyor. Aydemir, kitabın 7 yıllık bir çalışmanın ürünü olduğunu söyledi. Mustafa Ertuğrul’un anılarını yazmaya 1995 yılında Kemer açıklarındaki Paris 2 batığına daldığı zaman karar verdiğini belirten Aydemir, Ertuğrul’un anılarını Fransız ve İngiliz kaynaklarından da doğruladığını bildirdi. Topçu Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul’un ismi, daha önce, Kemer’i Kiriş Mahallesi’ne bağlayan caddeye verilmişti. --------- Mustafa Çalık 1956 yılında Gümüşhane'de doğdu.İlk ve orta öğrenimini Gümüşhane'de tamamladı.1972 yılında Türk Ülkücüler Teşkilatı Gümüşhane Şubesi'nin Denetleme Kurulu'nda bulundu.1975'de Elmadağ MHP İlçe Gençlik Kolları Başkanlığı'na seçildi.1977'de Ülkü Ocakları Genel Merkez Yönetim Kurulu'na seçildi ve Propaganda Masası sorumluluğuna getirildi.1978-1979 yıllarında MHP Araştırma Merkezi ve Parti Okulu'nda vazife yaptı.1978 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra bir grup arkadaşıyla beraber Yeni Sözcü dergisinin kuruluşunda bulundu ve Fazıl Mustafa müstearıyla köşe yazıları yazdı.1983'te Hamle dergisinin çıkışına katkıda bulundu ve müstear isimle bu derginin yazar kadrosunda yer aldı.1980 yılında Uzman Yardımcısı olarak çalışmaya başladığı Devlet Planlama Teşkilatı'nda 1984'de uzman oldu.1985-1987 yılları arasında ABD'de Denver Üniversitesi'ne bağlı Milletlerarası Çalışmalar Lisansüstü Okulu (GSIS)'da Milletlerarası Politika Master'i yaptı.1989 yılına kadar DPT'de çalışan Çalık aynı yıl görevinden istifa ederek, bir grup arkadaşıyla birlikte Türkiye Günlüğü dergisini yayınlamaya başladı.1981 yılında SBF'de başladığı siyaset ilmi doktorasını, MHP Hareketi'nin Siyasi Sosyolojik ve Kültürel Kaynakları başlıklı bir tez savunarak, 1992 yılında tamamladı.1983-1984 ders yılında Ankara ve Hacettepe üniversitelerinin muhtelif bölümlerinde Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi dersleri verdi.1996-1997 ders yılında Hoca Ahmet Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi'nde Değişim ve Yenileşme Tarihimizin Temel Problemleri başlıklı lisansüstü bir ders okuttu.Halen Türkiye Günlüğü dergisinin Genel Yayın Müdürlüğü'nün yanı sıra Türk Ocakları Yüksek Hars Heyeti azalığı da yapan yazar, 18 Nisan 1999 genel seçimlerinde MHP'den Gümüşhane (ikinci sıra) milletvekili adayı oldu ve az bir oy farkıyla seçilemedi.Yeni Ufuk (1997) ve Ayyıldız (1999) gazetelerinde kısa süre köşe yazarlığı yaptı. Halen BBP Genel başkan Yardımcısı. ESERLERİ: *MHP Hareketi/ Kaynakları ve Gelişimi Cedit Yayınları Ankara 1996 *Siyasi Yazılar Cedit Yayınları Ankara 1998 *Teorik Denemeler Cedit Yayınları Ankara 2001 HAKKINDA YAZILANLAR 1.Türkiye Günlüğü Mektebi Ahmet Turan Alkan Zaman 9 Temmuz 1998 2.15 Şubat, Gümüşhane ve Mustafa Çalık Ahmet Turan Alkan Zaman 15 Şubat 1999 3.İnsan Hakları Beşir Ayvazoğlu Zaman 1 Eylül 1999 4.Defterimde 40 Suret Beşir Ayvazoğlu Ötüken Y. İstanbul 1996 5.Hizmet Herşeyin Üstünde Olacak Ortadoğu 3 Mart 1999 6.Nasıl bir milliyetçilik? Beşir Ayvazoğlu Zaman 11 Nisan 2001 Geçen haftaki yazımda Mustafa Çalık'ın Teorik Denemeler adlı kitabından söz etmiş ve bu kitabın birinci bölümünde yer alan "Türk Milliyetçiliği Üzerine Bazı Tartışma Notları" başlıklı birinci yazıda savunulan görüşler üzerinde durmuştum. Milliyetçilik kavramının 1930'lardan sonra Alman idealizminin ve Pan-Germanizm'in etkisiyle "saf, soyut ve düşünce ötesi bir ideolojik kutsallığa" hapsedilerek sosyo-kültürel alâka ve irtibatlarından koparıldığını, daha kötüsü, 1970'lerde gittikçe hızlanan ideolojik-politik bölünme ve çatışmanın bir tarafı için zorla bir çeşit "özel isim" ve anti-komünizme kodlanmış bir "iç harp ideolojisi" haline getirildiğini düşünen Mustafa Çalık'ın eleştirisi hiç şüphesiz milliyetçiliğe değil, milliyetçiliğin belli bir dönemdeki yorumuna yöneliktir. Bildiğim kadarıyla hayatının hiçbir döneminde milliyetçilikten yüz çevirmeyen Çalık, adı geçen yazısının bir yerinde şu soruyu soruyor: "Milliyetçiliğin yanlışı öyleyse doğrusu nedir ve nasıl olmalıdır?" Cevap kısa ve net: "Milliyetçilik aslında şudur diye başlayan cevapların tamamı yanlış olmak zorundadır. Sadece cevapları değil, bu tür soruların kendileri de yanlıştır." Yanlışlığın "aslında" mantığında başladığını; çünkü bir kavramın dinamizmini kaybettiği anda dogma haline geldiğini, özellikle kullanılan kavram toplumla ve toplumdaki birtakım yapı ve süreçlerle ilişkiliyse mutlaka dinamik olması gerektiğini ifade eden Çalık, kavramların dondurulup statik ölçü âletleri haline getirilebileceğini, ancak sosyal süreçleri dondurmanın mümkün olmadığını söylüyor. Dolayısıyla "Milliyetçilik nedir?" sorusunun cevabı aranırken, öncelikle milletin yaşayan varlığına, onun geçmiş tecrübelerine ve önündeki geleceğe bakmak gerekir. Daha açık bir ifadeyle: "Bir toplum yahut ülke, tarihî tecrübesi, mevcut sosyo-kültürel dinamikleri, yaşadığı problemler ve baskısı altında olduğu ihtiyaçların ilham ettiği bir milliyetçilik üzerinde düşünmelidir. Bu yönüyle doğru bir milliyetçilik tarihî-kültürel miras kadar, bugünkü şartların ve talip olunan geleceğin de çocuğu olmak zorundadır." Olmazsa ne olur? Toplumun dışına düşer ve tarih dışı kalır. Mustafa Çalık'a göre iki yol var. Milliyetçilik ya bütün farklılıkları (din, mezhep, etnisite) ülkenin kaçınılmaz realitesi olarak görmekle beraber, sosyal ve kültürel entegrasyonu güçlendirerek gelişmenin önündeki engellerin azaltılmasını sağlayacak kültürel bir "üst kimlik" vasıtası, yahut belli bir grup veya grupların siyasî ideolojisi olacaktır. Birinci yol hem daha doğru, hem daha şanslı. Esasen milliyetçiliğin Türkiye'de ulaştığı dinamik bu yönde yoğunlaşmaktadır. Bu anlamda bir milliyetçiliğin ilk şartı, Alman ideolojisi dediğimiz patolojik zihniyetin -başta ırk ve soy taassubu olmak üzere- bütün saçmalıklarından vazgeçmek. Çalık, tam burada önemli bir hususu hatırlatıyor: Cahiliye Arapları ve Siyonistler hariç tutulursa, Doğu toplumlarında hemen hiç görülmeyen ırkçılık Batılı bir nevrozdur; "bütün varyantlarıyla birlikte ırkçılığın vatanı Batı'dır." Milliyetçilik ve Müslümanlık gibi kavramlar, Mustafa Çalık'a göre, ifade ettikleri duygu ve değerlerin en azından sembolik anlamları bakımından toplum çoğunluğunun mutabık olduğu kavramlardır. Bu kavramların herhangi bir siyasî parti veya harekete mal edilmesi, çeşitli sebeplerle o parti yahut harekete yönelmiş muhalefeti ister istemez bu kavramların üzerine de çekecektir. Bu da söz konusu çoğunluk mutabakatının zayıflamasından başka bir netice vermez. Daha açık bir deyişle, birleştirici, bütünleştirici olması gereken kavramlar parçalanmanın aracı haline gelebilir. O halde? Sözü Mustafa Çalık'a bırakalım: "Türk toplumunun geleceğinde siyasî bir ideoloji olarak milliyetçiliğe yer yoktur; ancak bu gelecek kültürel anlamdaki millî bir kimlik şuuru ve manevî bütünlüğe oturmadıkça fazla parlak olmayacaktır. Sürekli ve derin bir hassasiyet gerektiren bu ayrımın korunması, Türk aydınının tarihî sorumlulukları arasındadır." ---------- Mustafa Everdi ESERLERİ Böyle Buyurdu Hukuk/Robinsonlar Ve Cumalar Mustafa Everdi NEHİR YAYINLARI Hukukun "mesele" olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bu durumda, hukuku "mesele" edinmek bir mecburiyet olarak kendini hissettirmektedir. Hukuk insan iradesine bir emirdir, bir şeyin yapılmasını ya da yapılmamasını sağlayan bir emir. Emirler, birbirine üstünlüğü olmayan iradeler arasından seçmeler yoluyla oluşturulursa bu durumda bazı insanların her zaman diğerlerinden "daha eşit" hale gelmesi kaçınılmaz olacaktır. Robinsonların yaşadığı adaya sonradan gelen Cuma'nın uymak zorunda olduğu kurallar Robinson tarafından vazedilince elbette Robinson, Cuma'ya göre daha güçlü bir konumda bulunacaktır. Robinson, Cuma gelmeden önce adada sahip olduğu nimetleri kaptırmamanın ve muhafaza etmenin hesabını yapacak ve bu niyetini kurallar koyarken içinde taşıyacaktır. Fakat bu niyetini Cuma'dan, kuralların, adanın birlik ve bütünlüğü, huzur ve güvenliği için gerekli olduğu biçiminde açıklayarak gizlemek isteyecektir. Bu durumu, Robinsonların haklarının olduğu ve fakat Cumaların yalnızca vazifelerinin bulunduğu bir düzenlemeyi getirmektedir. Elinizdeki kitap Robinsonların ve Cumaların konumlarını belirlemektedir. Cumalara, vazifelerinin yanında haklarının da olduğunu hatırlatarak bu hakları talep etmenin yollarını araştırmaktadır. Xxx Seçim Mevzuatı Mustafa Everdi 21. YÜZYIL YAYINLARI Seçimler, demokrasinin olmazsa olmaz şartıdır. Sağlıklı bir seçimin yapılabilmesi ise, seçime katılan bütün partilerin, sandık görevlisi ve müşahitlerin hatta seçmenlerin mevzuatı iyi bilmeleri ile mümkündür. 21.Yüzyıl Yayınları, 18 Nisan 1999 tarihinde yapılacak mahalli ve milletvekili genel seçimlerine ilişkin kanun ve TBMM kararı ile getirilen değişiklikler dahil olmak üzere en son değişiklikleri içeren seçim mevzuatını hazırlamıştır. Mevzuata, seçimle ilgili olan temel yasalar olduğu kadar her zaman başvurulacak, Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu'nu da eklemiştir. Böylece 21.Yüzyıl Yayınları bütün kanunları ihtiva eden bu kitabı demokrasiye bir hizmet olarak sunmaktadır. Mevzuata boğulmamış seçimlere ve demokrasiye ulaşmak öncelikli tercihimizdir. Xxxxxx Sen de mi Sezar Mustafa Everdi 21. YÜZYIL YAYINLARI Sen de mi Sezar, bir kişinin, bir grubun, bir dönemin macerası değil, bin yılın hesabıdır. Bu hesabın içinde sen de varsın ey okuyucu; Hangi tarafta olduğunu kitabı okuyunca anlayacaksın... "Brütüsler bir masumdur; hain olan Sezarlardır. Sezarların ihanetini yazmayan tarih utanmaz bir alçaktır. Hayatınız resimli romandır. Bizimki yazılmamış şiirdir. Kolunuz uzun ve kaleminiz neden kısadır. Rakipleri, belirleyen kurallar sınırsızdır. Bizi bağlayan asaletimize gelecek lekedir. Sizi bağlayan koltuklardır, ilk işiniz artık savaşırken emniyete alınan koltuk siparişidir. Tek sığınağınız zamandır ve biz o zamana da yemin edenlerdeniz. Zamana ve Asr'a. İşimiz gönül imarıdır. Anadolu'nun fethinden kalan sünnetimizdir. Anlatacağız ki, galiplerin altın çağı sona ermiştir. Sesimiz tarihe yankıdır. Varlığımız cihana umuttur. Ülke yönettiğimiz alan değil, gönlümüze sığan yeryüzüdür." Türk İçtihadlar Ansiklopedisi (3 cilt takım) Mustafa Everdi/Hamdi Gülal 21. YÜZYIL YAYINLARI Hukukçular (Avukat, Hakim, Savcı, Noter) bilimsel araştırma yapanlar, Hukuk Müşavirleri, öğrenciler ve stajyerler için mutlaka edinilmesi gereken bir eserdir. Yayınlanmış yargıtay kararlarının alfabetik olarak yer aldığı Hukuk-Ceza bütün konuları kapsayan Türk İçtihatlar Ansiklopedisi üç cilt olarak yeniden yayınlanmıştır. Uygulayıcılar bakımından son derece önemli araçlardan biri Yargıtay Kararlarıdır. Türk İçtihatlar Ansiklopedisi'nde aranılan yargıtay kararını kısa bir sürede ve sağlıklı bir şekilde bulma imkanı mevcuttur. Yıllardan beri eksikliği duyulan bu eserle bir hukuk kitaplığına sahip olacaksınız.
__________________
Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#46 (permalink) |
|
Executive Officer
![]() E-Güven: (4/100)
|
Ce: Yazarların Biyografileri (A-Z)
Mustafa Behçet Efendi 1774 yılında doğdu.Osmanlı saray hekimlerinden Mustafa Behçet Efendi, Tıbbiye’nin kurulmasında emeği geçmiş, tıp ve tabiyat bilimlerinin önemli eserlerinden bazılarını Türkçe’ye çevirmiştir. Divan-ı Hümayûn katiplerinden Mehmed Emin Şükühi Efendi’nin oğlu, Hekimbaşı Abdülhak Molla’nın ağabeyi, Abdülhak Hamid’in büyük amcasıdır. Büyük bir ihtimalle Süleymaniye Tıp Medresesi’nde okuduktan ve hekimlik deneyimi kazandıktan sonra, 1791’de Sinan Ağa Medresesi Müderrisliğine (asistan), 1796’da saray hekimliğine, 1803’te Padişah III. Selim’in hekimbaşlığına getirildi. 1807’de Padişah III. Selim’in tahttan indirilmesi üzerine bu görevine son verildiyse de, on yıl sonra, Padişah II. Mahmud zamanında yeniden hekimbaşı yapıldı. Doğu ve Batı dillerinden birçoğunu kendi çabasıyla öğrenen Mustafa Behçet Efendi, 18. yüzyılın ünlü tabiyat bilginlerinden Buffon’un “Genel ve Özel Tabiyat Tarihi” adlı 44 ciltlik dev eserinin iki kitabını, Arap tarihçi Abdurrahman B. Hasan el-Ceberti’nin Fransız işgali altındaki Mısır’ın birkaç yıllık tarihini günü gününe tutulmuş notlarla anlatan eserini de Türkçe’ye kazandırmıştır. Bu arada, eski çağlardan kalma tedavi yöntemleriyle ilaçlar derlemek amacıyla yazmaya başladığı ve ancak 850 sırrı derleyebildiği “Bin Sır” adlı kitabı ölümü üzerine yarım kalmış, kardeşi Abdülhak Molla’nın bitirmeye çalıştığı bu eseri tamamlayarak yayına hazırlayan, Abdülhak Molla’nın oğlu Hayrullah Efendi olmuştur. 1834 yılında ölmüştür. ------------ Mustafa Ruhi Şirin 1955 yılında Trabzon’da doğdu. A.İ.T.İ.A. Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nun Radyo Televizyon Program Uzmanlığı Bölümü’nden 1978’de mezun oldu. 1977’de TRT’de görev aldı. Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nin Sanat Tarihi Eğitimi Programı’na devam etti. TRT’nin açtığı prodüktörlük sınavını kazanarak İstanbul Radyosu’na atandı (1981). Radyolar için eğitim ve kültür programları hazırladı. 1984 yılında İstanbul Radyosu Çocuk Yayınları Şef Prodüktörlüğü’ne atanarak çocuk yayınlarını yönetti. Eğitim Kültür Yayınları’nda Müdür Yardımcılığı (1985-1993); Denetim ve Redaksiyon Müdürlüğü (1993-1997) görevlerinde bulundu. 1986-1990 yılları arasında TRT’nin televizyon programlarında çocuk programları danışmanlığı yaptı. 1986-1991 eğitim ve öğretim dönemlerinde İstanbul Üniversitesi Radyo Televizyon Meslek Yüksek Okulu’nda iletişim alanlarında Öğretim Görevlisi olarak dersler verdi. Çizgi film, çocuk ve aile dizilerinde danışmanlık; çocuk edebiyatı dizilerinin editörlüğünü üstlendi. Kültür Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Devlet Plânlama Teşkilatı, T.C. Hükümeti İnsan Hakları On Yılı Eğitim Programı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Üniversitelerde jüri üyeliği, danışma kurulu üyeliği ve müzakereci görevlerinde bulundu; görüş bildirdi; bildiri sundu; konferanslar verdi; kurultay ve sempozyumlara katıldı. Habitat II’nin Türkiye sürecinde sivil toplum kuruluşları sözcülüğü yaptı. Çocuğa yönelik kent ve ülke ölçekli hizmet, eğitim ve araştırma projeleri yönetti. Dünyada Unicef’in koordinatörlüğünde 2001 yılında gerçekleştirilen ‘Çocuklar İçin Evet Deyin’ Kampanyası Türkiye Çalışma Grubu’na sözcülük etti. İstanbul Valiliği’nce 26-27 Haziran 2000 tarihlerinde gerçekleşen I. İstanbul Çocuk Kurultayı’nın projesini hazırladı; genel koordinatörlüğünü üstlenerek Türkiye’de ilk defa kent ölçekli sosyal politika metni olan İstanbul Çocuk Acil Eylem Plânı’nın yazımını gerçekleştirdi (Ağustos 2000). 2001 yılında Türkiye Çocuk Hakları Koalisyonu’nun kurucuları arasında yer aldı ve sözcülüğünü üstlendi. 1990’da kurduğu Çocuk Vakfı’nın Başkanlığı’nı sürdürüyor; sürekli basın kartı sahibi. RTÜK tarafından 22 Nisan 2003, 28 Ağustos ve 18 Aralık 2003 tarihlerinde yapılan TRT Genel Müdürlüğü adaylığı seçiminde üç defa üç aday arasında yer aldı. 23-25 Eylül 2004 tarihlerinde gerçekleşen I. Türkiye Üstün Yetenekli Çocuklar Kongresi’nin sözcülüğünü üstlendi. Halen Millî Eğitim Bakanlığı Çocuk Yayınları Danışma ve Yayın Kurulu Başkanlığı’nı sürdürüyor. Evli ve ikisi de yüksek lisansını sürdüren iki oğlu var. 1976 yılında başlayan yazarlık çalışmaları ile çocuk dünyasında tanındı. Çocuk kültürü, çocukların medeni, s |