![]() |
|
|||||||
| Üye Ol | SSS | Sxe indir | Sosyal Gruplar | Takvim | Resim Galerisi | Etiketler | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
Off-Topic bölümünde AİHM Kararları ve İç Hukukta Otopsi konusu , AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ KARARLARI VE İÇ HUKUKTA OTOPSİ İbrahim KESKİN Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı I. Giriş Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 20.03.1950 tarihinde Roma’da im^zala^nıp, 03.09.1952 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, sözleşmeyi 18.05.1954 tarihinde onaylamış, sözleşme 19.03.1954 tarih ve 8662 sayılı Resmi ...
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri |
|
|
#1 (permalink) |
|
MiSaFir
Mesajlar: n/a
|
AİHM Kararları ve İç Hukukta Otopsi
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ KARARLARI VE İÇ HUKUKTA OTOPSİ İbrahim KESKİN Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı I. Giriş Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 20.03.1950 tarihinde Roma’da im^zala^nıp, 03.09.1952 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, sözleşmeyi 18.05.1954 tarihinde onaylamış, sözleşme 19.03.1954 tarih ve 8662 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini imzalamakla, sözleşmede yer alan bütün hak ve özgürlükleri hem Türk vatandaşlarına, hem de ülkede bulunan tüm yabancılar için uygulama yükümlülüğü altına girmiştir. Diğer sözleşmeci devletler gibi, uluslararası bir güvence mekanizması ve sözleşme organlarının verecekleri kararlara uymayı kabul etmiştir (İHAS’ın 1, 13 ve 46’ncı maddeleri). Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini, 18.05.1954 tarihinde onay^lamasına rağmen, bireysel başvuru hakkını 28.01.1987 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine bildirmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi^nin[1] zorunlu yargı yetkisini 20.01.1990 tarihinde kabul etmesinden sonra, iç hukuk yolları tüketildikten sonra veya tüketilmeden[2] bireysel başvuru yolu ile mahkeme önüne giden davalarda, yetkili makamlarca hızlı ve etkin bir so^ruşturma yapılmayarak sözleşmenin ihlal edildiği gerekçesiyle ülkemiz aley^hine kararlar verilmektedir. Bu makalede inceleme konumuz ölümle sonuçlanan adlî olaylarda, AİHM kararları doğrultusunda soruşturmanın bir parçası olan ‘otopsi’ işlemi^dir. II. Tanım Otopsi, ceset üzerinde yapılan tanısal amaçlı bir tıbbi incelemedir. “Nekropsi” ve “thanatopsi” terimleri eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Eski gerekçede; auto “kendi” ve psi “görme” kelimelerinin birleşmesi ile kendi gözle^riyle görme anlamına gelmektedir.[3] Başka bir ifade ile, “auto” ve “opsis” sözcükle^rinden oluşur ve kendini görme anlamına gelir.[4] Amaç, ölüm nedenini belirlemek veya vucüttaki organların hangilerinin ölüme yol açan hastalıklardan ne biçimde ve ne kadar etkilendiklerinin saptanmasıdır. Otop^sinin hasta muaye^nesinden veya ameliyattan tek farkı “ceset” üzerinde yapıl^masıdır. Adlî otopsi; şüpheli ölümlerde, doktor önerisi ve Cumhuriyet savcısı^nın izni ile yapılır. Burada ölü sahibinin rızası aranmaz.[5] 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 159’uncu maddesi uya^rınca; ölümün doğal nedenlerden meydana gelmediği kuşkusunu doğuracak bir duru^mun varlığı veya ölünün kimliğinin belirlenememesi halinde; kolluk görevlisi, köy muhtarı ya da sağlık veya cenaze işleriyle görevli kişiler, du^rumu derhal Cumhuriyet savcılığına bildirmekle yükümüdürler. Bu ihbar üzerine, ceset hak^kında ne gibi işlemlerin yapılması gerektiğini adı geçen merciler takdir edecekler ve defin ancak onların verecekleri yazılı ruhsat ile yapılabilecektir.[6] III. Ölü muayenesi Şüpheli veya olağan dışı ölümlerde ölü muayenesi; ölen kişinin kim^liğini, gerçekten ölüp ölmediğini, öldü ise ölüm zamanını ve kesin ölüm ne^denini ortaya çıkarmak için yapılır.[7] ‘Ölü muayene’ işleminde yapılması gerekenler; A. Kimlik saptanması Yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CMUK’un 80 ve 5271 sayılı CMK’nın 86’ncı maddele^rinde; ölenin kimliğini belirleme düzenlenmiştir. Şüpheli veya adlî bir ölüm vakasında ilk olarak ölü kişinin kimliği saptan^malıdır. Bunun için ilk olarak ceset ölen kişiyi tanıyan kimselere gösterilme^lidir. Uygulamada bu işlem için dinlenen kimseye “kimlik tanığı” denilmek^tedir. Adlî olayda bir şüpheli mevcutsa ceset teşhis edilmek üzere bu kimseye de gösterilebilir. Bunun yanısıra Cumhuriyet savcısı olarak gerekli görüldüğü takdirde, diş yapısından, DNA tiplemesinden, ameliyat benzeri vucüt üzerin^deki izlerden ve diğer bulgulardan hareketle cese^din kimliğine ilişkin bilgiler toplanabilir. Ölünün kimliği saptandıktan sonra, adlî muayene işlemi yapılacaktır. Adlî muayenede, tıbbî belirtiler, ölüm zamanı ve ölüm nedenini belirlemek için tüm bulgular saptanacaktır. Adlî muayene, sırf olayı saptamak ve delil, iz, eser ve emare bulmak amacı ile yapılan işlemlerdir. Ölümle sonuçlanan adlî vakalar ve şüpheli ölümlerde, cesedin adlî muayenesinin yapılması zorunlu^dur. Bu işleme Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilir. Adlî muayenede tek hekimin veya ölüm nedeni açık veya delil, iz, eser ve emarelerin elde edilmesi için hekime gereksinim yoksa, hekim görevlendirilmeden Cumhuri^yet savcısı tarafından ya^pılabilir. Bu bir anlamda ceset üzerinde bir delil tespit işlemidir. Kimlik saptanması; bilinen bir kişinin diğer kişilerden ayırt edilmesine yardım eden bedensel bilgilerin belgelendirilmesidir. Bütün araçlardan yararlana^rak bilinmeyen bir kişinin veya cesedin kim olduğunu açıklayıcı bedensel bilgile^rin incelenmesi işlemidir. Kişilerin nüfus kütükle^rinde yazılı olan kimlikleri ‘Adlî kimlik’leridir. Cesedin üzerinden kimliği gösterir belge (nüfus cüzdanı, sürücü belgesi, mesleki kimlik kartı vb.) çıkmış olsa da, bu belgelerin sahte olabilecek^leri düşünülüp, tıbbi kimlik yani kişinin dış görünüm tanımlanması yapılmalıdır. Kimlik tanımlamasına cinsiyet saptanması ile başlanır. Kişinin yüz görü^nümü, giyimi ve saçlardan genellikle cinsiyet saptanır. Kişinin üzerinde bulunan tüm giysileri incelenip zapta geçirildikten sonra çıkarılır. Elbiseler^den tecrit edi^len cesedin belirgin seks karakterlerine ve diğer özelliklerine göre cinsiyet sapta^nır. Çürümenin henüz başlamadığı cesetlerde cinsiyet sap^tanmasında güçlük çekilmez. Cesetlerde çürümenin ilerlemesi sonucu cinsiyet organlarının ayırt edilemeyecek duruma gelmesi halinde sitolojik inceleme yapılarak cinsiyet saptanması yoluna gidilebilir. Mukoza ve deriden hazırla^nan preparatlarda epitel hücrelerinde seks kromatin araştırılabilir. İncelenen hücrelerde % 25 üzerinde seks kromatin varsa incelenen cesedin kadına ait olduğu söylenebilir. Tamamı ile çürümemiş iç organlarda kadınlarda uterus, erkeklerde prostatın araştırılıp bu^lunması ile cinsiyet saptanır. İskeletin genel durumu pelvis ve kafa kemiklerinin incelenmesi de cinsiyet tanımında yardımcı olabilir.[8] Cinsiyet saptanmasında kıllardan da yararlanılabilir. Kadınlarda saçlar er^keğe göre daha uzun ve incedir ve kükürt kapsamı daha azdır. Kılların çü^rümeye dirençleri kemiklere göre daha fazla olduğundan iskelette cinsiyet saptanmasına elverişli kısımların kaybolarak yalnızca saçlı deri veya saçların elde edilebildiği durumlarda kıl incelemeleri daha da önem kazanır. Erkek saçlarına göre daha ince olduklarından kadın saçlarının bazılarında medulla bulunmaz, bazılarında ise kesintilidir. Kimlik tanımında cesedin boyu, vücut ağırlığı, cilt rengi, gözlerin rengi, erkek ise sünnetli olup olmadığı, kadın ise hymenin durumu ile verjetürler, nevüsler, vücudun değişik yerlerinde bulunabilecek eski operas^yon skatrisleri, tatuajlar, yanık ya da yara skatrisleri, varsa bedensel kusurları, kişinin tanınma^sına katkısı olabilecek diğer özellikleri (varis gibi) kaydedilir. Parmak izleri ki^şilere göre farklıdır. Doğumdan ölümüne kadar ve ölümden çürüyünceye kadar parmak izleri karakterleri değişmez. Yumuşak dokuları kaybolmamış cesetlerde boy, direkt olarak ölçülür. Kimlik tanımında ikinci olarak yaş tayini yapılır. Yaş tayini; kimlik tanı^mının yanısıra kimlik saptanması amacı ile ve yaşayan ve kimlikleri bili^nen kişi^lerin gerçek yaşlarının saptanması için yapılmaktadır. Gebeliğin baş^langıcından yaşamın sonuna kadar; bedensel gelişime, kıllanma durumuna, dişlere, kemik^leşme noktalarına veya epifiz hatlarına göre yaş tayini yapıla^bilir. Yaş tayini için bedensel birçok özelliklerden en çok yüzün görünümün^den yararlanılır. Kişiler yüzleri ile tanınırlar; kişinin yüz görünümü ırk, yaş ve sosyal durumu hakkında bilgi verir. Alın yapısı, saç, kaş ve kirpiklerin şekil renkleri, gözler ve göz ka^paklarının yapısı ve diğer özellikleri, burun, ağız ve dudakların yapısı ve şekil^leri, dişlerin durumu sayıları, alt çene ve kulak say^vanları ile yanaklar ve zigomaların şekil ve yapıları, yüz rengi, bıyık ve sakal renk ve uzunlukları kişi^den kişiye değişen farklı özellikler gösterir. Yaş tayininde dişler ile kemiklerin kemikleşme noktalarının oluşma^ları ile uzun kemiklerin epifiz hatlarının kapanma zamanlarından yararlanılır. B. Kişinin ölüp ölmediğinin saptanması Ölü muayenesinde kimlik tanımından sonra kişinin gerçekten ölüp ölme^diğinin saptanmasına geçilir. Alkol, anoksi, senkop, epilepsi, afyonalkoloidleri, elektrik çarpmaları, asfeksiler, inhibisyon, üremi, kafa travmalarında vb. yalancı ölüm görülebildiğinden ve klinik ölümün belirtile^rinin birçoğu oluşabildiğinden, ölümün yani kişinin gerçekten ölüp ölmediği^nin saptanması gerekmektedir. Bu^nun için, ölümün erken ve geç belirtilerinin aranması ve ölümün tanımında kulla^nılan deneylerin yapılması gerekir. Solunum ve dolaşımın durması gibi fonksiyonel; hareketsizlik, so^ğuma, su kaybı, kanın pıhtılaşması ve hemolizi gibi fiziksel; ph değişikliği gibi kimyasal belirtiler erken ölüm belirtileridir. Ölü morlukları, ölü sertliği, ölü sıkışması ve ölü çürümesi gibi belir^tiler geç ölüm belirtileridir. Kişide ölü sertliği, ölü morluğu, ölü sıkışması ya da ölü çürümesi gibi geç belirtilerden bir ya da bir kaçının görülmesi ölümün kesin ola^rak oluştuğunu gösterir. C. Ölüm zamanının saptanması Ölüm zamanının saptanması oldukça zor bir işlemdir. Ölümün erken ve geç belirtilerine bakılarak ve bazı deneylerle ölüm zamanı saptanabilir. Zorlamalı ve şüpheli ölümlerde ölüm zamanının saptanması önem taşır. Ceset üzerindeki ölü sertliği, katılığı ve morluklarından hareketle zaman tespiti ve ölüm zamanının belirlenmesi yapılır. Ölümden 30 dakika sonra diafragma ve kalp adalesinde ölü sertliği başlar, 20-45’inci dakikalarda ise boyunda ölü morluklarının ilk işaretleri görülür. Ölümden 1 saat sonra rektal ısı 1 derece düşer. 1.5 saat sonra boyun^daki ölü morlukları birleşir, 2 saat sonra yüz el ve ayaklar soğur, sürrenal medulla erir. 2-4 saat sonra çene ekleminde ölü sertliği görülür, 6-8 saat içinde ölü morluğu, bir^çok faktörün etkisi ile 6-18 saat içinde ölü sertliği bü^tün vücuda yayılır. Kural olarak ölümden 1 saat sonra oluşmaya başlayan ölü morlukları 14-16 saat sonra yer değiştirmez. Bu durumda pozisyon değiştiril^diğinde oluşmuş ölü morlukları yer değiştireceğinden ölümün 8-10 saatten az zaman önce olduğunu; bir kısmı yer değiştirip bir kısmı eski yerlerinde kalı^yorlarsa ölümün 10-14 saat önce mey^dana geldiği söylenir. Ölü morluklarının yer değiştirmedikleri saptanırsa ölüm 15 saatten fazla bir zaman önce mey^dana gelmiş demektir. 36-48 saat sonra ise ölü sertliği çözülmeye başlar. Ölü çürümesi ölümden 36 saat sonra çekum bölgesinde oluşmaya başlayan yeşil lekenin görülmesi ile başlar ve kısa sürede yayılır, çü^rüme haritası oluşur. 3-4 gün sonra ölü sertliği tamamen geçer. Sakal ve kılların ölçülmesi, mide içeriğinin incelenmesi, ölünün so^ğuması, kanın donma derecesinin tayini gibi yollarla ölüm zamanının sap^tanmasına çalı^şılır. Ceset 1 saatte 1 derece soğur ve rektum ısısı ölçülür. Kıl^ların saatte 0.021 mm, günde 0.504 mm uzadığı bilindiğine göre traş olduğu zaman bilinen kişinin ölümünde alınan 20 kadar sakal veya kıl ölçülerek or^talaması alınarak, ölüm zamanı hesaplanır. Midedeki gıdaların sindirim du^rumlarına göre son yemek yediği bilinen kişinin ölüm zamanı hakkında bir tahminde bulunabilir. Kan şekeri ölçümü, kemik iliği incelemesi ve kan ph saptanması ile de ölüm zamanı sapta^nabilir. D. Ölüm nedeninin saptanması Ölü muayenesinin son aşaması ise ölüm nedeninin saptanmasıdır. Ölünün bulunduğu yer, bulunuş şekli ve ölünün durumu saptandıktan sonra vücutta ölümü oluşturabilecek travmatik bulgular aranır. Yapılan ölü muaye^nesi sonu^cunda kişinin ölüm nedeni saptanabiliyorsa, cesedin defnine izin verilir. Kesin ölüm nedeni saptanamamış ise otopsi işlemi yapılır.[9] Ölümle sonuçlanan ateşli silah yaralanmalarında; ölüm sebebi, öldü^rücü lezyonun tespiti, atış mesafesinin belirlenmesi, giriş-çıkış deliklerinin tespiti, traje (mermi çekirdeğinin dokular içinde izlediği yol) ve kurşun araştı^rılmalıdır.[10] IV. Otopsi A. Yapılma nedeni Otopsi yapılmasındaki temel amaç; kişinin niçin ve nasıl öldüğüne ilişkin sorulara yanıt bulmaktır. Adlî vakalar dışında ise; vakitsiz ölümlerden alınacak dersler ile benzer durumdaki başka hastaların hayatlarının kurtarıla^bilmesidir. B. Otopsi izni Trafik kazası, yaralanma, zehirlenme gibi hukuksal incelemeyi gerek^tiren durumlarda otopsi isteği, yetkili Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. Bu istek bir emir niteliğindedir; adlî otopsi, ceset üzerinde yakınların veya başka her^hangi bir makamın izni gerekmeksizin yapılır. Otopsiyi yapmakla görevlendirilen doktorun bu görevi reddetmesi pratik olarak mümkün değil^dir.[11] 1412 sayılı CMUK’un 154/1’inci maddesinin mülga olmasından sonra, 5271 sayılı CMK’nın 161/4’üncü maddesi uyarınca; Cumhuriyet sav^cısı yürü^tülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve bel^geleri bütün memurlardan talep edebilir. Bu bağlamda verilen adlî görevin, geçerli ve kabul edilebilir bir neden olmaksızın yerine getirilmemesi sözü edilen maddeler kap^samında görevi savsaklama veya kötüye kullanma suçunu oluşturur ve Cumhuri^yet savcısı tarafından doğrudan soruşturulur. Burada 4483 sayılı “Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkın^daki Kanun” hükümleri uygu^lanmaz. Otopsiden önce keşifin bir parçası olan ölü muayenesi tutanakları ile Cumhuriyet savcılığı yazıları incelenerek, olayın oluş şekli hakkında bilgi edini^lir, varsa ölüm öncesi hastane dosyası incelenir.[12] Şüpheli ölümlerde, ası olaylarında, su ile boğulmalarda, iş ve trafik kazala^rında, elektrik çarpmalarında, zehirlenme şüphesi bulunan ölümlerde, ıssız ma^hallerde bulunan cesetlere, cenin cesetlerine, cezaevinde vefat eden kimselere klasik otopsi işlemi yapılmalıdır. Bu hususa ilişkin mülga Bakanlık genelgeleri ile işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı muamele veya cezaların etkili biçimde soruşturulması ve belgelendirilmesi için imzala^nan ‘İstanbul Pro^tokolü’ bulunmaktadır.[13] C. Otopsi tekniği [14],[15] Adlî otopsi; varsa, biri adlî tıp, diğeri patoloji uzmanı veya diğer dal^lardan birisinin mensubu veya biri pratisyen iki hekim tarafından yapılır. Mü^dafi veya vekil tarafından getirilen hekim de otopside hazır bulunabilir. Zo^runluluk bulun^duğunda otopsi işlemi bir hekim tarafından da yapılabilir; bu durum otopsi rapo^runda açıkça belirtilmelidir. Avrupa İnsan Hakları Mahke^mesi kararlarında öne^rilen yaklaşım, adlî otopsilerin “en az biri adlî pato^loji” olmak üzere konusunda uzman iki hekim tarafından birlikte yapılması^dır. Otopsi, aydınlatması ve havalandırması uygun, temizlenmesi kolay bir or^tamda yapılmalıdır. İyi bir otopsi salonunun ameliyathaneden farkı ol^mamalıdır. Otopsiye katılanların bulaşıcı enfeksiyonlardan korunmak için önlem almaları gereklidir. Maske takmak, gözlük kullanmak ve otopsi sıra^sında gerek duyuldu^ğunda eldivenleri değiştirmek basit önlemlerdendir. 1. Erişkinlerde a. Dış muayene Cesedin dıştan muayenesidir. Ölümün gerçekleşmiş olduğunu göste^ren bul^gular belirlenir.[16] Bu işlem sırasında, ceset üzerinde saptanan ekimozların yerleri, sayıları, renkleri, yayılmaları ve derinlikleri kaydedilir, parşömen plak^ları altında ekimoz aranır. Yaraların yerleri, sayıları, şekilleri, büyüklükleri, vücut içindeki derinlikleri ve seyirleri; delici, kesici alet yarala^rında yara açıları, ateşli silah mermi çekirdeği yaralarında giriş ve çıkış yara^ları olup olmadığı saptanma^lıdır. Saçlı deri dikkatle incelenir; kafada kırık olup olmadığına bakılır. Ağız ve burunda köpük varsa özelliği, rengi, kıvamı, yapışkanlığı araştırılır. Ağız boşlu^ğunda kan, yabancı cisim, sıvı olup olmadığına, dilde ekimoz, yara bulunup bu^lunmadığına, dişlerin durumuna bakılır. Boyunda ekimoz, sıyrık, telem aranır. Parmak aralarında saç, kıl, yosun, kum gibi yabancı cisimler aranır. Anüs ve çevresi ile penis, kadınlarda vulva incelenir. Ölüde ırza geçme şüphesi varsa anüs ve vajenin muayenesinden sonra mikroskopik in^celeme için anal ve vajinal smear’lar alınır. b. İç muayene Mülga 1412 sayılı CMUK’un 81 ve 5271 sayılı CMK’nın 87/2’nci mad^desi uyarınca; üç boşluğun (kafa, göğüs ve karın boşlukları) açılması gerekir. Bu boşlukların bir açılma sırası yoktur; ancak genellikle kafa boşlu^ğunun açılması ile otopsiye başlanır.[17] Otopsi yapan ekibin ve diğer koşulla^rın durumuna göre bu boşluklar sırayla veya aynı anda açılabilir. Hastanın ve hastalığın özelliğine göre, otopsi işlemindeki bütün adımlarda ve ayrıntılarda değişikliğe gidilebilir; amaç, ceset üzerindeki inceleme ile mümkün olduğu kadar çok bilgi elde edebilmektir.[18] ba. Kafatasının açılması Kafatasının açılması için, her iki kulağın arka-üst kısımları hizasın^daki ka^fatası derisine oksipital kemik üzerinden geçen bir kesi yapılır. Deri-derialtı do^kuları öne arkaya doğru sıyrılarak kafatası kemikleri ortaya çıkarı^lır. Masseter kasları yukarıdan aşağı doğru sıyrılır. El testeresi veya benzer işlev gören otoma^tik aletler yardımıyla kafatasının üst kısmı kesilerek bir kapak biçiminde kaldırı^lır. Beyin zarları kesildikten sonra beyin ve beyincik çıkarılır. Dış görünümü incelenen beyin ve beyincik, kesilmeden formalin solüsyonuna konulur[19] bb. Göğüsün ve karnın açılması Göğüsün açılması için, boynun ön-orta-alt kısmından başlayan ve gö^beğin aşağısına kadar uzanan bir kesi yapılır. Bu kesi, karnın açılması için de kullanı^lır. Kesilen deri, sağa ve sola doğru göğüs duvarından sıyrılarak sternum ve kostalar ortaya çıkarılır. Kostaların sternuma yakın olan birkaç santimetrelik kısımları kıkırdaktır. Bu kıkırdak kısımlar, kostanın kemikleş^tiği yerin hemen dibinden yukarıdan aşağı doğru birer birer kesilirler. Sternoklaviküler eklemler bistüri yardımı ile kesilir. Sternum, iki yanında kıkırdak kosta parçalarıyla bir kapak gibi kaldırılır. Göğüs boşluğundaki or^ganlar yerlerinde incelendikten sonra, önce akciğerler, ardından da kalp çıka^rılır. Gerekli olduğunda, tiroid, larinks, dil gibi organlar da mandibulanın iç yüzünden ve vertebraların önyüzle^rinden sıyrılarak çıkarılırlar. |
|
|
|
#2 (permalink) |
|
MiSaFir
Mesajlar: n/a
|
Ce: AİHM Kararları ve İç Hukukta Otopsi
bc. Histopatolojik inceleme için parça alımı [20] Hastalıklı bölgelerden histopatolojik inceleme için örnekler alınır. Otopsi raporu hazırlanana kadar organlar formalinde saklanır. İç organlardan alınacak parçalar kare ya da dörtgen şeklinde 2 cm en ve boyda 2 cm kalın^lıkta olmalıdır. Alınan iç organ parçaları içinde formalin (% 40 konsantras^yonlu) bulunan plastik ya da cam kavanozlara konur. % 40 konsantrasyonlu formalin 4 katı su ile sulan^dırılmalıdır. Otopsi sırasında kan; ölümü izleyen 12 saat içinde, steril koşullar al^tında sağ atriumdan ya da v. Ilyaka’dan, buralardan alınamadığı taktirde v.cava’lardan alınır.[21] 2. Bebeklerde Bu tür otopsiler düşük, erken doğum, yeni doğan döneminde ölüm gibi du^rumlarda ölüm nedenini anlamak için yapılır. Önemli amaçlardan biri de, ölümün anne-babadan geçen genetik bir bozukluğa mı bağlı olduğunun anla^şılmasıdır. Fetüs-bebek otopsilerinde erişkindekine göre en önemli farklılık, tüm gö^ğüs ve karın organlarının birlikte çıkarılabilmesidir. Bu sayede, organların bir^birleri ile ilişkilerini değerlendirmek daha kolaylaşır. Kalp ve büyük da^marların sık görülen anomalileri de bu yolla daha iyi değerlendirilebilir. Be^beklerden alı^nan örnekler, organ ve dokuların gelişim düzeylerinin diğer yöntemlerle saptan^mış gebelik yaşına uygun olup olmadığını da gösterir. Fetüsün, fetal organların ve plasentanın ağırlıkları ve boyutları sapta^nır. Organların birbirleri ile ilişkilerini ortaya koyacak biçimde kesiler yapılır. Hemen bütün organlardan ve plasentadan histopatolojik inceleme için örnek^ler alınır. Tanı, bütün bu incelemeler tamamlandıktan sonra düzenlenen bir raporla bildiri^lir. Adlî yönden bakıldığında, yeni doğan bebeğin otopsilerinde bebeğin canlı doğup doğ^madığının anlaşılması çok önemli olabilmektedir. Bebek ve çocuklara ana-baba tarafından zarar verilmesi durumları ile de sık karşılaşıl^dığından, bu tür otopsi^lerde dış muayene bulgularına özellikle dikkat edil^mesi, tüm çizik, morluk ve yaraların kaydedilmesi ve bunların fotoğraflanması yararlı olur. Dövülmüş ço^cuklarda sıkça görülen bulgulara (kesici dişler ile üst dudak arasındaki frenulumun kanamalı, yaralı olması gibi) özel dikkat gösterilmelidir. [22] Otopsi bittikten sonra, açılan boşluklar dikilerek kapatılır. Bu dikişler normal bir cerrahi dikişe göre daha kaba görünseler de, hastanın yüzünün ve vü^cudunun genel görünüşünde otopsi nedeniyle belirgin bir bozulma olması söz konusu değildir. Otopsi, ölene zarar vermez.[23] Otopsi işlemleri bitirildikten sonra otopsi raporu düzenlenir. Otopsi rapo^runda otopsi numarası ve tarihi, otopsinin yapıldığı yer ya da kuruluş, otopsi yapılan kişinin adı ve soyadı, yaşı ve kimliği ile diğer bilgiler, ölüm yeri ve tarihi belirtilecektir. V. İç hukukta otopsi 5320 sayılı “Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun”un 18/1-a maddesi uyarınca mülga olan; 1412 sayılı CMUK’un 79 vd. maddelerinde “ölü muayenesi ve otopsi” işlemleri düzen^len^mişti. 5271 sayılı CMK’nın 87’nci maddesi uyarınca; otopsi, Cumhuriyet savcı^sının huzurunda biri adlî tıp, diğeri patoloji uzmanı veya diğer dallardan birisinin mensubu veya biri pratisyen iki hekim tarafından yapılır. Müdafi veya vekil tara^fından getirilen hekim de otopside hazır bulunabilir. Zorunlu^luk bulunduğunda otopsi işlemi bir hekim tarafından da yapılabilir; bu durum otopsi raporunda açıkça belirtilir. Cesedin durumu olanak verdiği takdirde, mutlaka baş, göğüs ve karnın açılmasını gerekir. Ölümünden hemen önceki hastalığında öleni tedavi etmiş olan tabibe, otopsi yapma görevi verilemez. Ancak, bu tabibin otopsi sıra^sında hazır bulunması ve hastalığın seyri hak^kında bilgi vermesi istenebilir. Otopsi işlemi yapılırken, cesedin görüntüleri kayda alınması zorunlu tu^tulmuştur. Bu kayda alma fotoğraf makinesi veya kamera ile yapılacaktır.[24] Mü^dafi veya vekil tarafından getirilen hekimin otopside hazır bulunması ile “adil yargılanma hakkı” güçlendirilmekte, soruşturmada sağlam delillerin elde edil^mesi, yargılamanın en kısa sürede sonuçlanması için katkı sağlan^maktadır. 5271 sayılı CMK’nın 88’inci maddesi; yeni doğan kişinin cesedi üze^rinde adlî muayene veya otopsi hakkında özel hüküm getirmekte ve araştırıla^cak hu^susları belirtmektedir. Yeni doğanın cesedi üzerinde yapılacak adlî muayene veya otopsi işleminin amacı; çocuğun doğum sırasında veya do^ğumdan sonra yaşayıp yaşamadığını, yaşam bulgularının var olup olmadığını veya biyolojik olarak ana^nın bedeni dışında yaşamını sürdürüp sürdüremeye^ceğini saptamaktır. Yani ya^şama yeteneğini taşıyıp taşımadığını belirlemek^tir. Zehirlenme şüphesi üzerine yapılacak işlem Kanunun 89’uncu madde^sinde düzenlenmiştir. Zehirlenme şüphesinde organlardan parça alınırken organın gö^rünen şekli, organda rastlanan tahribat belirlenecek, ölüde veya diğer yerlerde bulunmuş şüpheli maddeler toplanacak ve bunların, bir uzmana veya resmen görevlendirilmiş bir makama incelettirilerek tahlilleri yaptırıla^caktır. Bu analizin bir hekimin katılmasıyla veya onun idaresinde yaptırılma^sına da karar verilebile^cektir. 353 sayılı Askeri Mahkemelerin Kuruluşu Yargılama Usulleri Hakkın^daki Kanunun 64’üncü maddesi uyarınca; otopsi, askeri savcı, yoksa o yerdeki Cumhuriyet savcısı veya adlîye hakiminin önünde en az iki tabip tarafından yapılır. Mümkün olmadığı taktirde bir tabiple yetinilebilir. Aynı Kanunun 65’inci maddesi uyarınca; kanunda aksi yazılı olmadıkça Ceza Mu^hakemeleri Usulü Kanununun bilirkişi, keşif ve otopsi hakkındaki hükümleri askeri mah^kemelerde de uygulanabilir. Ceza mevzuatı alanında yapılan köklü değişiklikler sonrası, Adalet Bakan^lığı Müsteşarlık Makamının 01.01.2006 tarih ve 1 sayılı genelgesi ile mevcut bütün genelgeler yürürlükten kaldırılmıştır.[25] Yürürlükten kaldırılan, Adalet Bakan^lığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 07.04.1937 tarih ve 18 sayılı genel^gesi[26] ile 04.07.2000 tarih ve 3.3.18/100 sayılı genelgesinde[27] hazır^lık soruştur^ması kapsamında otopsi işleminin nasıl yapılacağı düzenlen^mişti. Yürürlüğe konulan 01.01.2006 tarih ve 22 sayılı “Faili meçhul olay ve ci^nayetler konulu” genelgede, faili meçhul olaylarda delillerin toplanması ve otopsi işleminin nasıl yapılması gerektiği ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.[28] Yargıtay kararları incelendiğinde;[29] soruşturma aşamasındaki otopsi iş^lemi^nin usulüne uygun olarak yapılması halinde, maddi gerçeğin ortaya çıka^cağı belirtilmektedir.[30] VI. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları açısından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, ülkemiz aleyhine açılan dava^larla ilgili verilen kabul,[31] ret[32] ve dostane çözüme[33] ilişkin kararlar incelendi^ğinde; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi^nin 2’nci madde kapsamındaki ‘yaşam hakkı’nın korunması yükümlülüğü^nün, devletin 1’inci madde kapsamında genel görevi olan, “kendi içtihadı kapsa^mındaki herkese AİHS’de tanımlanan hak ve özgürlükleri tanıması” bağla^mında yorumlandığında, bireylerin kuvvet kullanılması sonucunda öldü^rül^düğü durumlarda, etkili bir resmi soruşturma yapılmasını gerektirdiğini be^lirterek,[34] soruşturma aşamasında yapılan otopsi raporlarını hükme esas alın^maktadır. a. Ölüme neden olan mermi çekirdeğinin dokular içinde izlediği yol (traje), mermiyi ateşleyen silahın yeri ve atış mesafesinin belirlenmemesini, “Tanrıkulu/Türkiye Davası”nda; AİHM otopsiyi gerçekleştiren iki pratisyen hekimin adlî tıp bilgilerinin az olduğunu, bu alanda sahip oldukları uzmanlık konusunda şüphe bulunduğunu, yapılan inceleme sonucu elde edi^len bilginin yetersiz olduğunu, adlî tıp uzmanının görevlendirilmeyişinin ve tam bir otopsi yapılmayışının üzüntü verici olduğunu belirterek, kurşunların atıl^dığı yerin belirlenmemesini, ölüm sebebi göz önünde bulundurulduğunda tam bir otopsi yapılmamasını Sözleşmenin ihlali olarak kabul etmiştir. [35] b. Merminin balistik incelemesinin yapılmaması nedeniyle hangi si^lahtan çıktığının araştırılmaması, mermi parçası üzerinde metalurjik analizin yapılma^ması sonucu kurşunun yapıldığı maddenin ve kullanıldığı yerlerin tespit edilme^mesini, “Oğur/Türkiye Davası”nda; AİHM savcı raporunda, silah yarasının ölümün kesin nedeni olduğu ve bulgulardan hiçbirinin başka bir sebebe işaret etmemesinden dolayı otopsi yapılmasına gerek olmadığını özellikle belirtme^sini, aynı raporda sadece sekiz boş kovan, av tüfekleri ve bir miktar barut bulundu^ğunu belirtmekle beraber, bu delillerden hiçbirinin ayrıntılı bir ince^lemeye tabi tutulmadığını, raporda boş kovanlarla ilgili olarak, kovanların iki-üç günlük ol^dukları, barutla ilgili olarak ise yeni olup olmadığını anlamanın imkansız oldu^ğundan başka bir ayrıntıya değinilmediğini eleştirerek, bu tür bir olayda şayet bir otopsi yapılmış olsaydı, ateş eden kişinin yaklaşık olarak bulunduğu yer ve vu^rulma anında aralarındaki mesafe gibi değerli bilgiler sağlanabileceğini, uygun bir incelemenin yapılmış olması özellikle de balistik bir inceleme, bunların tam olarak ne zaman kullanıldıklarını ortaya çıkarabi^leceğini belirtip bu argümanları hükme esas alarak sözleşmenin ihlal edildi^ğine karar vermiştir.[36] c. Ölen kişinin üzerindeki elbiselere el konulmadığı için, elbiseler üzerin^den atış mesafesi tayininin yapılamamasını, “Çelikbilek/Türkiye Davası”nda; AİHM üç kişiden her birinin baş^larına sıkılan tek kurşun sonucu ölüm olayında, kurşunların vücuttan çıktığı varsayıla^rak beyin tahribatının ölüm nedeni olarak belirlenip, tam otopsi ya^pılmasına ge^rek görülmeyen olayda; cesetlerin bulunmuş olduğu yerde hiçbir adlî araştırma yapılmaması, maktüllerin vücudu üzerinde tam bir otopsi ya^pılmayarak üç ceset üzerinde bulunan mermi giriş ve çıkış deliklerinin sayısı^nın not edilmesi ile yetinilmesi, mermi izlerinin ya da diğer kanıtların hala vücutta olma olasılığının dikkate alınmaması, kullanılmış silah tipini veya müteveffanın söz konusu nok^tada öldürülüp öldürülmediğini tespit etmek için hiçbir girişimde bulunulmama^sını, ekimoz gözlemlenmesine rağmen, hiçbir detaya girilmemesine ve bu ekimozların nasıl oluştuğunun belirlenmesine dair hiçbir girişimde bulunulma^masına, maktullerin ellerinin arkasında bağ^lanması için kullanılmış olan ipin olay yerinde öylece bırakılması ve herhangi bir adlî test uygulanmak üzere alınma^masına, adlî amaçlarla hiçbir fotoğraf çekilmememesine dikkat çekerek; rapo^run, cinayet faillerinin ve ölüm nede^ninin gerçekten belirlenmesinde faydalı ola^bilecek herhangi bir ipucu ortaya koymaya muktedir olmadığını belirterek, söz^leşmenin ihlal edildiğine karar vermiştir.[37] “İkincisoy/Türkiye Davası”nda; AİHM savcı tarafından yürütülen so^ruşturmanın birçok açıdan eksik olduğunu, balistik rapora göre olay yerin^den 251 boş kovan toplandığını, savcının bu bilgileri olaydan sonra çekilen fotoğraflarla karşılaştırmadığını, otopsi raporuna göre kurşunun maktülun omzundan girip göğsünden çıktığını, savcının çatışma sırasında bir kimsenin nasıl olup da arka^dan ve kendinden daha yüksekte duran bir kimse tarafından vurulmuş olabilece^ğini incelemediğini, merhuma ateş eden kişinin bulunduğu konum, hangi mesa^feden ateş edildiği ve kurşunun giriş çıkış noktalarının büyüklüğü gibi konularda bilgi verilmemesinin soruşturmanın eksik olduğunu ortaya koyduğunu, otopsi incelemesinin birçok yönden eksik olduğunu belir^terek, yapılan soruşturmanın Sözleşmenin 2’nci maddesinin gerektirdiği şe^kilde etkili olmadığı sonucuna var^mıştır.[38] d. Cesedin el yüzeylerinden el svabı alınmayıp, parmaklarında barut ar^tığı bulunup bulunmadığının araştırılmamasını, e. Klasik otopsinin usulüne uygun yapılmayarak,[39] mermi veya mermile^rin giriş-çıkış deliklerinin,[40] hangi merminin ölüme neden olduğunun belirlenme^mesini, cesedin fotoğraflarının çekilmemesini, “Kaya/Türkiye Davası”nda; AİHM ölen kişinin kimliğinin yete^rince araştırılmamasını, cesede isabet eden kurşunların sayısının veya hangi uzaklıktan ateş edilmiş olduğunun tespit edilebilmesi için herhangi bir giri^şimde bulunul^mamasını, ceset veya elbiseler üzerinde parmak izi ve barut araştırması yapıl^mamasını, otopsinin ve adlî tıp araştırmasının güvenlik ne^deniyle olay yerinde yapılması güç olsa bile cesedin başka bir yere götürüle^rek, orada sağlıklı bir otopsi işleminin yapılmayışını, tazminatı da içerecek şekilde herhangi bir başvuru yolunun bulunmaması anlamına geldiğini belir^tip, sözleşmenin ihlal edildiğine karar vermiştir.[41] “A.K. ve V.K./Türkiye Davası”nda; AİHM maktulün cesedi üze^rinde klasik otopsinin yapılmayışından hareketle, ölüm koşulları hakkında uygun ve etkili soruşturma yapma yükümlülüğünün yerine getirilmediği so^nucuna vararak, Sözleşmenin 2’nci maddesinin ihlal edildiği kanaatine var^mış, adlî vakalarda klasik otopsinin yapılmasının büyük önem taşıdığını be^lirt^miştir.[42] “Mehmet Şirin Yılmaz/Türkiye Davası”nda; AİHM balistik ince^leme ve otopsi olmaksızın başvuranın eşinin ölümünden sorumlu olanların tespit edilme^sinin mümkün olmadığını, yapılan soruşturmanın, kullanılan kuvvetin ilgili şart^lar altında gerekli olup olmadığı ve faillerin kimliği konu^sunda ışık tutabilmesi gerektiğini, görgü tanığı ifadesi, adlî tıp belgesi, otopsi raporu gibi kanıtları ko^rumaya almak için gerekli tedbirleri yetkililerin alması gerektiğini, soruşturma^daki bir eksiklik veya kusurun ölüm sebebinin ve so^rumluların belirlenmesini engelleyeceğini, yürütülen soruşturmanın kısa süre içinde tamamlanması gerekti^ğini, soruşturmada ilerlemeyi zorlaştıran engelle^rin çıkmasının muhtemel oldu^ğunu kabul etmekle birlikte, soruşturmanın kısa sürede tamamlanmasının huku^kun üstünlüğü ve kamu güvenini korumak açı^sından önem taşıdığını, davaya konu olayda savcı tarafından ne bir otopsi ne de balistik inceleme yapıldığını, bu prosedür yerine getirilseydi kurban ve failleri arasındaki mesafe tayin edilebile^ceğini belirterek sözleşmenin ihlal edildiğine karar vermiştir.[43] “Sabuktekin/Türkiye Davası”nda; AİHM, olay yerinde elde edilen bul^gular, maktulden çıkan kurşun örneği, adlî tıp tarafından hazırlanan ve otopsi yapılmasını öneren ölüm raporu ile toxiolojik inceleme ve balistik ra^poru sonuç^larına atıf yaparak, mevcut halde, yetkililerce yürütülen ön soruş^turma ve savcı tarafından yürütülen soruşturmada tartışmaya açık bir durum söz konusu olmadı^ğını, çeşitli kaynaklardan elde edilen veriler doğrultusunda, yetkili mercilerin cinayet soruşturması karşısında pasif ve yetersiz kaldığına ilişkin bir sonuç elde edemediğini, bu doğrultuda AİHS’nin 13’üncü maddesi kapsamında bir ihlal olmadığı sonucuna vararak sözleşmenin ihlal edilmedi^ğine karar vermiştir.[44] f. Delil olarak alınan silah ve diğer askeri malzeme üzerinde ba^listik ince^leme yapılmadan Cumhuriyet savcısı tarafından görevsizlik kararı veril^me^sini, g. Görgü tanıklarından yeterli ve doğru bilgi toplanmamasını, olay yeri tutanağında o çevrede yaşayıp da olayı görenlerin isimlerine yer veril^memesini, olay yeri fotoğraflarının çekilmemesini,[45] “Ağdaş/Türkiye Davası”nda; AİHM, olayla ilgili kanıtları toplamak için görgü tanıklarının ifadeleri, adlî tıp raporları, ölüm sebebi ve klinik bul^guların objektif analizini, yaralanmalarla ilgili ölüm nedeni hakkında tam ve doğru bil^gileri içeren bir otopsi raporu gibi unsurların hazırlanmasına dikkat edilmesini, ölüm sebebinin veya sorumluların kimliğinin ortaya çıkmasını engelleyecek bir hatanın soruşturmaya zarar vereceğini, mahkemenin böyle bir evveliyat sebebiyle davaya konu vurulma olayı hakkında ciddi şüpheleri bulunduğunu, bunda, otop^sinin yapılması ve soruşturmanın yürütülme tarzı^nın etkisinin büyük olduğunu belirterek sözleşmenin ihlal edildiğine karar vermiştir.[46] “Güngör/Türkiye Davası”nda, AİHM, bir cinayet hakkında yürü^tülen soruşturmanın etkin olabilmesi için; genel olarak, soruşturma yapmakla yükümlü kişilerin ve sorgulamaları yapanların olaylara karışanlardan bağım^sız olmaları gerektiğini, bunun da hiyerarşi veya kurumsal her türlü bağın bulunmamasıyla beraber, uygulamada da bağımsızlığı gerektirdiğini, yürütü^len soruşturmanın, sorumluların tespit edilmesi ve cezalandırılmasını sağla^yabilmesi için etkin ol^ması gerektiğini, davanın sonuçlanmasından daha önemlisi bir sonuca ulaşmak için tüm yolları kullanmak gerektiğini, yetkilile^rin olaya ilişkin kanıtların topla^nabilmesi amacıyla, makul olarak kendileri için ulaşılabilir olan tedbirleri alma^ları gerektiğini, bu kanıtlar, özellikle görgü tanıklarının verdiği beyanlar, teknik ve bilimsel alanda çalışma yapan polisin aldığı notlar ve gerektiğinde, kurbanın maruz kaldığı yaralanmaların tam ve kesin tanımını yapan bir otopsi ile beraber özellikle ölüm nedenine ilişkin klinik saptamalar üzerinde objektif olarak yapılan analizler olabilece^ğini, kurbanın ölüm nedenini oluşturma yetisine veya sorumlu kişi veya kişi^lerin tespit edilmesine zarar verecek yöndeki her türlü soruşturma hatasını, bu soruşturmanın etkisiz olmasıyla sonuçlanabileceğini, bazen özel bir durumda soruşturmanın ilerlemesini engelleyen nedenler veya zorluklar bulunsa da, ölüme sebebiyet veren kuvvet kullanımı söz konusu olduğunda yetkililer tarafın^dan ani soruşturma açılmasını, genel olarak kamu güvenini ve hukuk devletine olan inancı sağlamak ve de yasa dışı eylemlere veya bu eylemlerin yapılma^sına yönelik gizli ittifaklara göz yumulduğu görüntüsünün önüne geçmek için, işin en önemli noktası olarak değerlendirilebileceğini belirtilerek söz^leşmenin ihlal edilmediğine karar vermiştir.[47] “Emrah Özcan/Türkiye Davası”nda; AİHM, maktulün jandarma eri olarak askerlik hizmetini yaparken, askerlik görevini yaptığı alaya ait bir binada ölü olarak bulunması olayında, soruşturma dosyasındaki kanıtların soruşturmanın etkin olduğunu gösterdiğini, başvuranın kardeşinin öldürül^düğü yönündeki iddi^alarına ilişkin olarak ilgili mercilerin harekete geçmedi^ğinin öne sürülemeyece^ğini; AİHM, bu bakımından askeri mahkemenin baş^vuranın kardeşinin ölümüne ilişkin şüphelerini de göz önüne alan kapsamlı bir soruşturma yürüttüğünü belir^terek oybirliğiyle başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.[48] “Acar ve diğerleri/Türkiye Davası” nda; AİHM, bir grup köylünün bir minibüs ve kamyon ile köyden ilçe merkezine giderken, silahlı bir grup insan tarafından durdurulup, zorla araçlardan indirilmeleri, yolun kenarında sıraya di^zilerek üzerlerine ateş edilip kaçılması, öldürülenlerin mermi yara^sından öldük^leri sonucuna varılarak, cesetler üzerinde daha ayrıntılı otopsi yapılmasının ge^reksiz olduğu sonucuna varılması olayında; yetkili makamla^rın, inter alia görgü tanıklığı, adlî tıp delilleri ve uygun olması halinde tam bir hasar raporu ve klinik bulguların, ölüm sebebini de içeren objektif anali^zini sağlayan bir otopsi de dahil olmak üzere, olayla ilgili delilleri garanti altına almak için makul şekilde hareket etmeleri gerektiğini, soruşturmada görülen ve soruşturmanın ölüm nedenini tespit edebilme gücünü zayıflatan bir eksiklik veya sorumlu kişinin, söz konusu stan^darda uyulmama riski yarata^cağını, bu bağlamda kesin bir çabukluk ve sürat ge^rektiğini belirterek sözleş^menin ihlaline karar vermiştir.[49] |
|
|
|
#3 (permalink) |
|
MiSaFir
Mesajlar: n/a
|
Ce: AİHM Kararları ve İç Hukukta Otopsi
h. Otopsinin adlî tıp uzmanı tarafından yapılmayarak bir veya iki pratis^yen hekim tarafından yapılmasını, otopsi sırasında örnekler alınmama^sını, yarala^rın kenarlarından gerekli doku örnekleri alınmayarak gerekli araş^tırma yapılma^masını, ı. Gözaltında bulunan şahsın, sağlık durumundaki her değişikliğin makul bir açıklamasının devletçe yapılmamasını, yetersiz soruşturma yapıldı^ğına delil olarak göstermekte ve belirtildiği gibi ülkemiz aleyhine yüksek miktarda tazmi^nata hükmetmektedir.[50],[51] Gözaltında bulunan şahsın sağlık durumundaki değişikliğin, devletçe ma^kul bir açıklaması yapılamadığı takdirde, devletin doğrudan ya da dolaylı olarak meydana gelen bu olumsuzluklara onay verdiği anlamı AİHM içtihat^larında ge^nellikle benimsenen bir yaklaşımdır. Gözaltındaki ölümlerin gerçek nedenlerinin ortaya çıkarılmasında yeterli adlî tıp hekimi bulunması hayati önem taşımakta^dır. Gözaltında ölüm sonrası mutlaka kurallara uygun otopsi yapılmalıdır. Ancak bu tek başına yeterli değildir. Aynı zamanda bu otopsinin 1991 Birleşmiş Mil^letler Model Otopsi Protokolüne uygun olarak yapılması gerekir. Sadece usul yerini bulsun diye otopsi gerçekleştirilmesi yeterli değil^dir. Protokolde kısa ra^porların yetersizliğine işaret edilmektedir. Bu Proto^kolde şüpheli ölümlerde ay^rıntıların kaybolmaması ve hata yapmamak için sistemli ve kapsamlı bir otopsi yapılması gereğine işaret edilmektedir. Buna göre özellikle otopsi raporunda söz edilen yara izlerinin ve anormalliklerin bulunduğu vücut bölümünün ayrıntılı fotoğrafları çekilmelidir. Otopsi ölüm olayının özelliğine uygun şekilde icra edilmelidir. Bu anlamda gözaltı ölüm^lerinde elektro şok ya da diğer kötü mua^melelerin izlerinin bulunup bulunma^dığına mutlaka açıklık getirmek gerekir. Unutulmamalıdır ki devlet makamla^rının ve sorumlularının şüpheli bir ölümü örtbas etmeleri AİHM açısından bir önem taşımaz. Aslolan mahkemenin kendi yargılaması sonunda bir ihlal ol^madığı sonucuna varması ya da varmamasıdır. Gözaltında ölüm halinde doktor raporundan işkence izleri anlaşılmı^yorsa genellikle AİHM hekim raporuna itibar etmektedir. Ancak birden çok hekim raporu varsa serbest hekimin vereceği rapor da dikkate alınabilmekte^dir. Eğer konunun uzmanı olmayan bir hekim otopsi yaptığı için ölüm sebebi ortaya çıka^rılamamışsa AİHM bu durumda Sözleşmenin 13’üncü maddesinin ihlali sonucuna ulaşmaktadır. Bir başka deyişle ilgili devletin ölüm olayının gerçek nedenini bulmak için gerekli çabayı sarf etmediği ve bunun sonucu olarak Sözleşmenin 2’nci maddesinde yer alan yaşama hakkının ihlali sonu^cuna varmaktadır. Bu konuda “Tanlı/Türkiye Davası” örnek verilebilir. Tanlı sağlıklı bir biçimde askerlik görevini tamamladıktan bir süre sonra gözaltına alınmış ifade sırasında kendisine illegal terör örgütü iddiası yöneltilmiştir. Zanlı has^taneye götürülürken yolda ölüm gerçekleşmiştir. İddia zanlının kendisinin örgüt üyesi olduğu suçlamasını duyar duymaz fenalaştığı yönündedir. Otop^siyi yapan hekim konunun uzmanı değildir. Buna karşılık otopsi yapan doktor kalbin büyüklüğü, ağırlığı, daha sonra incelenmesi için parça alma gibi iş^lemleri yapmamıştır. Otopsi raporunda yara izinden söz edilmemekteydi. AİHM, 2001 tarihinde ver^diği kararda deneyimsiz hekime otopsi yaptırılma^sını 13’üncü maddenin ihlali olarak nitelemiştir.[52] VII. Otopside bilirkişilik A. Adlî Tıp Kurumu Adlî Tıp Kurumu, adalet işlerinde bilirkişilik yapmak üzere Adalet Bakan^lığına bağlı olarak kurulmuştur.[53] Kurum; Cumhuriyet savcılıkları ve mahkeme^lerce gönderilen adlî tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik gö^rüşlerini bildir^mekle yükümlüdür.[54],[55] Kurum; Başkanlık, Başkanlar Kurulu, Genel Kurul, İhtisas kurulları, İhtisas daireleri, Grup başkanlıkları ile adlî tıp şube müdürlüklerinden oluşmaktadır. 2659 sayılı Adlî Tıp Kurumu Kanununa göre; Adlî Tıp Kurumu ve bağlı kuruluşlarının (adlî tıp grup başkanlıkları ve adlî tıp şube müdür^lükleri) bu^lunduğu merkezlerde, adlî tıp hizmetleri yalnızca bu kurum ve bağlı kuruluşla^rınca yerine getirilir. Grup başkanlıkları ve şube müdürlükle^rinde adlî tıp uz^manları görev yapar. Kurum bünyesinde, Morg İhtisas Dairesi, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen cesetler ve ceset kısımları ile canlılara ait doku ve biyolojik materyal üzerinde her türlü incelemeleri yapar ve sonucunu bir rapor ile tespit eder.[56] B. Sağlık kurum ve kuruluşları Adlî Tıp Kurumu ve bağlı kuruluşlarının örgütlenmediği merkezlerde, adlî tabiplik hizmetleri Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kurum ve kuruluşla^rınca (sağ^lık ocakları, sağlık merkezleri ve devlet hastaneleri) yerine getirilir. Hükümet tabipleri ve sağlık ocağı hekimleri kendi bölgelerinde adlî ta^biplik hizmetleri ile yükümlüdürler.[57] 38 sayılı “Tababet-i Adliye Kanunu”nun 3’üncü maddesi adlî rapor dü^zenlenmesi görevini hekime vermiştir. Aynı yasanın 4’üncü maddesi, resmi he^kim yoksa Cumhuriyet savcısı serbest çalışan bir hekimi adlî işlerle gö^revlendi^rebilir. 1. Sağlık ocağı tabipleri “Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkındaki Kanun”un 10’uncu maddesi, sağlık ocağı hekiminin kendi ocak bölgesinde adlî tabiplik ile görevli olduğunu hükme bağlamıştır. Adlî tabiplik hizmetleri birer bilirki^şilik hizmeti olduğuna göre ocak hekimi aynı zamanda kendi ocak bölgesinin resmi bilirkişisi^dir. Ayrıca 3017 sayılı “Sağlık Bakanlığı Teşkilat ve Memurin Ka^nunu”nun 31’inci maddesi hükümet tabiplerini, kendi bölgelerinin adlî tabip^lik hizmetleri ile yükümlü kılmaktadır. 2. Devlet hastaneleri ve üniversiteler Adlî tabiplik hizmetleri temelinde bilirkişilik hizmeti olduğuna göre; gerek duyulduğunda Cumhuriyet savcıları ve mahkemeler; sağlık merkezleri, devlet hastaneleri veya üniversite tıp fakültelerinde görevli hekimlerden adlî tabiplik alanına giren konularda görüş isteyebilirler.[58] VIII. Değerlendirme ve sonuç Ölü muayenesi ve otopsi bağlamında; soruşturma işlemlerinde Av^rupa İn^san Hakları Mahkemesi tarafından ülkemiz aleyhinde sözleşme ihlali ve ihlalin giderilme yolu olarak yüksek miktarda tazminat ödenmemesi için yapılması ge^rekenler özetlenecek olursa; a. Yüksek Öğretim Kurumu tarafından tıp ve hukuk fakültelerindeki adlî tıp eğitimine önem verilerek, ders saatleri artırılmalı, teorik eğitim son^rası yoğun bir pratik uygulama yaptırılmalıdır. b. Türkiye Adalet Akademisi bünyesinde, hâkim ve Cumhuriyet sav^cısı adaylarına uygulamalı adlî tıp dersleri verilmelidir. c. Her ilde adlî tıp şube müdürlüğü kurulması sağlanarak otopsiler müm^kün olduğunca adlî tıp uzmanları tarafından yapılmalıdır. Adlî tıp uz^manlığı eko^nomik olarak cazip hale getirilmelidir. d. Her ilde seyyar adlî tıp laboratuarı kurulmalı, elde edilen deliller mut^laka korunarak değerlendirilmeli, kurulan bu laboratuarın imkanlarını aşan ko^nularda ise bölge laboratuarlarında inceleme yapılmalıdır. e. Adlî kolluk olarak görevlendirilen kolluk görevlilerine, olay yeri ince^leme konusunda yeterli bilgi ve ekipman sağlanmalıdır. f. Ateşli silah yaralanmalarında, atış mesafesinin tespiti, merminin gi^riş ve çıkış delikleri, merminin vucüt içerisinde izlediği yol, el, avuç, giriş ve çıkış de^likleri üzerinde barut artığı araştırılmalıdır. Elde edilen deliller üze^rinde ekspertiz incelemesi yapılmalıdır. g. Cesedin bulunduğu yer, ölü muayene ve otopsi işlemleri değişik açılar^dan ayrıntılı ikişer örnek fotoğraflanmalıdır. Fotoğraflamayı yapan Bi^lirkişinin usulüne uygun yemini yaptırılmalıdır. h. Adlî tıp eğitimi almış kişilere otopsi yaptırılmalı, otopside patalog bu^lunmalı, bu mümkün değilse nedenleri zapta geçirilmelidir. ı. Otopsi sonrası maktulün kesin ölüm nedeni saptanamamış ise; ceset Adlî Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesine gönderilmeli, yine de kesin ölüm nedeni belirlenememiş ise adlî tahkikat evrakı ile birlikte Adlî Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesine gönderilip, kesin ölüm nedeninin tespiti istenmelidir. i. Ateşli silahla meydana gelen ölüm olaylarında, ceset üzerindeki el^biseler usulüne uygun olarak zapt altına alınıp atış mesafesinin tespiti sağ^lanmalıdır |
|