![]() |
|
|||||||
| Üye Ol | SSS | Sxe indir | Sosyal Gruplar | Takvim | Resim Galerisi | Etiketler | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
Off-Topic bölümünde Türkçemize saygı duyalım! konusu , Soylu, zengin ve yetkin Türkçemiz, özellikle son yıllarda, yabancı ve zararlı kimi ögelerden dolayı büyük bir kirlenmeyle karşı karşıyadır. Dilimize sonradan giren öyle yabancı sözcükler vardır ki - yabanlığı bir kenara - adeta kirletici, yok edici bir görev görüyor. Yüzyıllardır ...
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri |
|
|
#1 (permalink) |
|
Banlandı
Giriş: 30-11-2006
Yaş: 21
Mesajlar: 2.131
Rep Puanı: 734
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() E-Güven: (0/0)
|
Türkçemize saygı duyalım!
Soylu, zengin ve yetkin Türkçemiz, özellikle son yıllarda, yabancı ve zararlı kimi ögelerden dolayı büyük bir kirlenmeyle karşı karşıyadır. Dilimize sonradan giren öyle yabancı sözcükler vardır ki - yabanlığı bir kenara - adeta kirletici, yok edici bir görev görüyor. Yüzyıllardır kullanılan kimi öz sözcüklerimiz, yaban ellerden dilimize sokulan bu kirletici ve yok edici sözcükler yüzünden kullanımdan düşüyor. Bu, tam anlamıyla bir kirlilik ve yozlaşmadır. Denize akıtılan yabancı ve zararlı maddeler nasıl deniz canlılarını öldürüyorsa; dilimize zorla, gereksiz yere sokulan kimi yabancı sözcükler de Türkçenin derin ve geniş anlamlar yüklü sözcüklerini yok ediyor. Ne yapalım, Türkçede tam karşılığı yok. Türkçe, bu yabancı sözcükleri karşılamada yetersiz kalıyor.gibi bilimsellikten uzak savlar ileri sürerek Türkçesi olduğu halde- yabancı kökenli sözcükleri ısrarla ve inatla kullananlar, bu yok edici sözcüklerin dilimize dadanması konusunda bir şey söyleyemiyor, herhangi bir bahane gösteremiyorlar. Türkçenin hiç ihtiyacı yokken, yabancı dil özentisi ve bilinçsizlik sebebiyle dilimize giren bu sözcük bugüne kadar birçok kirliliğe yol açmıştır. Şimdi, tanık olunmuş kimi olaylardan yola çıkarak yok edici ful sözcüğünün yok ettiklerine kısaca göz atalım: Ful Çılgınlığı Televizyonda bir benzin istasyonunun tanıtımı. Bir adam arabasıyla istasyona giriyor ve görevliye Depoyu fulle diyor. Her halde arabasının deposu fullenince daha çok dolacak.Depoyu doldur dese, depo dolmayacak. Hani Türkçeyi yetersiz görüyorlar ya! Adamcağız da bu aşağılık takıntısının dışavurumundan oluşan saçma sapan savlara inanmış olacak ki, doldur demiyor; diyemiyor. Doldurmak sözcüğü yok ediliyor göstere göstere. Sonra adamcağız radyodan, başka bir istasyonda daha ucuza benzin satıldığını duyunca dilinden fulsözcüğü alınmış gibi bağırıyor : Fulleme, fulleme, fulleme! Fulledin mi? Ne kadar fulledin? Keşke fullemeseydin ya!Adamcağız, fulle(mek) eylemini değişik zaman ve biçimlerde kullanarak biz Türkçe öğretmenlerine dilbilgisi derslerinde kullanılmak üzere eşsiz(!) örnekler sunuyor: Evet çocuklar, bugünkü dersimizde, görülen geçmiş zamanın çekimlenmesini öğreneceksiniz. Önce bir eylem seçelim, sonra da bu eylemi çekimleyelim : tekil : fulledim, fulledin, fulledi, çoğul : fulledik, fullediniz, fullediler. Haydi şimdi siz söyleyin bakalım Ziyaret amacıyla gittiğim bir okulda, bir öğretmen öğrencilerle konuşuyor. Ben de sınıfın önünden geçerken konuşulanları duyuyorum : - Öğretmenim, yarın okuldan sonra ek ders yapacak mıyız? - Hayır çocuklar. Yarınki ders programım ful dolu. Nasılmış nasılmış? Ful doluymuş Hem ful hem dolu! Cümledeki anlatım bozukluğuna mı yanalım; birçok Türkçe sözcükle anlatılabilecek bir durumun, fule feda edilmesine mi? Programım dolu / sıkışık / uygun değil. gibi birçok anlatım biçimi dururken ful sözcüğünde ısrar etmenin anlamı ve mantığı nedir? Üstelik, bu olay bir okulda, öğrencilerin gözleri önünde gerçekleşiyor. fulsözcüğünün, Türkçenin söz varlığını kurutmasına ön ayak olan da bir öğretmen! Ana dili sevgisini, bilincini öğrencilere aşılayarak ses bayağımız Türkçemizi, gelecek kuşaklara teslim etmesi gereken bir öğretmen! Öğrenciler Türkçemizi geleceğe taşıyacak öğrenciler, kendi öğretmenlerinden duyduklarını sorgulamadan benimsediklerinde ne olacak? Biz Türkçe bayrağımızı böyle mi bırakacağız genç beyinlere! Bir öğretmen bile, Türkçenin bu denli kirletilmesinden habersizse, bu tür olayları sorgulamıyorsa, Türkçenin zenginliğini hiç tanımıyorsa, gencecik beyinlerin önünde konuşurken örnek olması gerektiğini bilmiyorsa, hatta dilimizin yozlaştırılmasına bilerek / bilmeyerek destek oluyorsa biz genç kuşakların Türkçeyi kötü kullanmasından niçin şikayetçi olalım? Sonuçta, onlar gördüklerini uygulamıyorlar mı? Bir öğrenci velisi, çocuğunun durumunu sormaya gelmiş. Sessiz bir odaya gidip konuşmaya başlıyorum. Benim sözlerim bittikten sonra, veli, çocuğunun dershanedeki başarısını anlatıyor : Türkçeyi ve matematiği çok seviyor. Deneme sınavında matematikten ful çekti. Anlaşılan fulsözcüğü yalnızca tek tek sözcüklere dadanmakla ve onları yok etmekle kalmamış. Dilimize zararlı bir virüs gibi girip kalıcı olabilmek için deyimler de üretmiş : ful çekmek. Matematik sorularının hepsini bildi. / yaptı. / doğru yanıtladı. Yok! Hiçbiri yok! Hiçbiri yaşamadı; hiçbiri söylenmedi. Söylenmedi sanki de kala kala uyduruk fule kaldık. Evdeyim, arkadaşlarımla oturmuş söyleşiyoruz. Bir arkadaşım, çocuğunun bilgisayara olan düşkünlüğünden yakınıyor ve ekliyor.Açıp derslerle ilgili bir şeyle uğraşsa, sesimi bile çıkarmayacağım. Ne gezer! Ne kadar oyun varsa yüklemiş. Gece gündüz oyun başında. Bilgisayarda bilgi adına bir şey yok, ful oyun var. Sen de mi Brutüs? sözünü kaçırıveriyorum ağzımdan. Hep oyun var. / Tamamı oyun yüklü. / Yalnızca oyun var. / Sadece oyun yüklemiş. / Bir tek oyun var./ Oyundan başka bir şey yok.Tümünü yitirdik sanki bu sözcüklerin. Türkçemizin yitip giden güzelliklerinin farkında değil misiniz sevgili arkadaşlar? Birçok sorunla fullenmiş taşmış Türkçemiz. Bu fullenmişlik içinde kalan Türkçemiz, sorunu kökünden çözümleyecek bir ilgi bekliyor. Aklı başka şeylerle fullenmemiş insanların bulacağı çözümleri; Yoksa, aşağıdaki örneklere şimdiden hazır olun : * Oğlum, mideni abur cuburla fulleyip durma! Akşama teyzenler gelecek, ful yemek yiyeceğiz * Garson, çayımız bitti! Fulleyiver bir zahmet. * Çocuğun aklını batıl düşüncelerle fullüyorsun! * Akşama nefis biber fullemesi yapacak. Mutlaka gel. * Evet çocuklar! Türkçemiz deyimler yönünden çok fuldür. Bunlar çok ful bir anlam taşır. Mesela, Doluya koydum almadı, boşa koydum dolmadı.deyimi bu açıdan güzel bir örnektir. Günümüz Türkçesiyle söylersek, Fule koydum almadı, boşa koydum fullenmedi. * ÖSS Kitapçığında önemli bir uyarı : Yanıt kağıdındaki boşlukları dışına taşırmadan fulleyiniz * Bir okulun kapısına asılan duyuru : Öğrenci kontenjanımız fullenmiştir. * Bankamatik uyarısı : Üzgünüz. Sistem ful olduğu için hizmet veremiyoruz Sizce bu örnekler gülünç ve abartılı mı? Şimdilik öyle! Şimdilik ...Ya sonra? Dil, düşüncenin aynasıdır. İnsanlar sözcüklerle düşünür. Sağlıklı düşünebilmek için sağlam bir ana dili eğitimi almış olmak gerekir. O ana dili de her türlü yabancılaşmadan, kirlenmeden ve yozlaşmadan uzak tutulmuş olmalıdır. Kirletilmiş bir Türkçeyle sağlıklı düşünmek olanaklı mıdır? Bu bağlamda, sağlam düşünceler üretecek beyinlerin, kirletilmemiş ve bozulmamış bir Türkçeye sahip olması gerekir. Yozlaşmış bir dille üretilen düşünceler başka başka kirlenmelere, bozulmalara, yabancılaşmalara ve yabancılaştırmalara yol açacaktır. Dünyadaki en eski ve köklü dillerden biri olan Türkçemizi yaşatmak istiyorsak, onu her türlü kirlenmeden korumalıyız. Nasıl ki, çevrenin ve doğanın kirlenmesine engel olmak için savaşım veren çevre gönüllüleri varsa, Türkçemizi her türlü kirlilikten koruyacak Türkçe gönüllülerine ihtiyacımız var. Her şey, bizi birbirimize kenetleyen en güçlü bağ olan Türkçe için! Ozan AYDIN Dilimize sahip çıkalım.Aramızda Türkilizce değil, Türkçe konuşalım.Bu dil bize Atamızdan yadigar!!! Ne yazık ki pek çoğumuz Türkçe’yi iyi bilmiyoruz. Türkçe konuşmak Türkçe’yi tam anlamıyla bilmek olmadığına göre, bilmediğimiz şeyleri bilenlere danışmakla hiçbir şey kaybetmeyiz. Bizim kendimize, Türkçe’ye ve Türklüğe saygımız olmadığı için, pek çok şeyi geçiştiriveriyoruz. Türkçe’ yi doğru yazmanın dışında doğru dürüst de konuşamıyoruz. Bu hastalık yalnız ‘avam’ denen halk da değil, kendini entellektüel sanan kişilerde daha fazla. ‘Dublaj Türkçe’si’ konuşan pek çok aydıncığın dilinin kökeni yok. Kendisi güzel(!) ama alt yapısı çok çirkin spikerlerimizin Türkçelerine ne demeli. ‘Sonra’ kelimesine ‘soğra’ diyen, (Biraz soğra geliyo!!) demekte hiç sakınca görmeyen; ‘iddia’ kelimesine ‘iddiya’ diyebilen, ‘‘Nayır-nolamaz!’’ gibi köprü altı dilini kullanmaya çekinmeyen entel cahillerden Türkçe’yi kurtarmak gerekir. Bu fırsat bir kere elimize geçmişti. TDK tarafından meclise sunulmak üzere hazırlanan tasarı medyaden destek görüp yasalaşsaydı, Türkçe’nin kaderi böylesine acı olmazdı. Türkçe’nin en büyük dertlerinden birisi doğru yazamamak ve doğru konuşamamaktır. Gazete köşe yazarlarından çoğu da bu konuya gereken ilgiyi göstermez. ‘Ağzı laf eden’ kişiler gibi ‘kalemi döktüren’ yazarlarımızda var. Ama kaçı TDK’nun imla kılavuzunu kullanıyor?Kaçı Türkçe’de yaşayan kelimelerin Türkçe mi yoksa yabancı mı olduğunu anlayabiliyor? Bu soruların cevapları ne yazık ki yüzde 2-3’tür. ‘Tezkere- tezkire’ kelimesinin aynı anlama, ‘teskere’ kelimesinin çok farklı anlama geldiğini kaç yazarımız bilir?Arapça ‘tabaka’ (=kat,katman) kelimesi ile, İspanyolca tabaka (=cepte taşınan tütün ya da sigara kutusu) kelimelerini kaç kişi ayırabilir? İtalyanca ‘davlumbaz’(=baca siperi) ile Farsça ‘davlunbaz’ (=1.davulcu, 2. avcılıkta kullanılan davul) kelimelerini hangi güzel spikerimiz doğru söyleyebilir, hangi köşe yazarımız bilir? ‘Karakol’ kelimesinin Türkçe ve Moğolca ‘Karamak=bakmak’ fiillerinden geldiğini ve aslının ‘karagul’ olduğunu bilmediği için ‘Karakolları pembe kol yapacağız.’’ Diyen vekillerimize ne demeli!. İstanbul’un meşhur semti KARAKÖY’ün aslının Musevi Türk kavmi olan KARAYKÖY’ün adından bozulmuş olduğunu bilmeyen köşe yazarlarımızı ayıplamak mı gerek! Türkçe’ye saygı duymak her Türk vatandaşının birinci görevi olmalıdır. Hele her öğretmen ve her üniversite hocasının görevlerinden birisi de öğrencilerine güzel Türkçe yazmayı ve konuşmayı öğretmek olmalıdır. Fizik, kimya, matematik, biyoloji, tıp, mühendislik, güzel sanatlar ve benzeri meslekleri öğreten bilim adamları Türkçe’yi de doğru ve güzel öğretmelidir. ‘’Benim mesleğim bu değil.’’ Diyerek yan çizmek bu vatana ve diline ihanet etmek demektir. Türkçe’yi ilk, orta ve lise öğreniminden sonra üniversitede de öğretiyoruz. Ama gelin görün ki, bu ders saati kırpıla kırpıla kuşa çevrildiği gibi, kalan öğrenci için de yaygara koparılır. ‘’Efendim ne olacak Türkçe değil mi? Çocuk koskoca tıp fakültesini bitirecek ama Türkçe başına bela oldu.’’ gibi sözlerle aracı arayan kişileri ilk ben ayıplıyorum Bir kişi doktor, mühendis, öğretmen, ziraatçı, sanatkar olabilir ama, önce ‘ana dili’ni, Türkçe’yi çok iyi öğrenmek zorundadır. Türkçe, bir aşiret dili değil, tarihi binlerce yıla uzanan bir ‘kavimin dili’dir. Türk milleti bu dille eserler veren Farabiler, Beyruniler, Uluğ Beyler, İbni Sinalar, Evliya çelebiler, Katip Çelebiler, Yunuslar, Karacaoğlanlar… ve yüzlerce, binlerce bilim adamı ve sanatçı yetiştirmiştir. Türkçe ‘Anamın Dili’ olarak daha ‘ebed müddet’ yaşayacaktır. Onun için Türkçe’ye saygı demek, Türk milletine saygı demektir. Bu iş yasa ile olmaz, gönülle olur. Türkçe’yi sevelim, koruyalım, bilim dili yaparak gelecek nesillerimize armağan edelim. Prof.Dr.Tuncer Gülensoy(Öğrencilerinin taktığı isimle BÜYÜK TÜRK) Erciyes Evrenkenti Fen-Edebiyat fakültesi Öğretim Üyesi |
|
|
|