![]() |
|
|||||||
| Üye Ol | SSS | Sxe indir | Sosyal Gruplar | Takvim | Resim Galerisi | Etiketler | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
Sağlık bölümünde Üroloji konusu , idrar kültürü İdrar yollarında enfeksiyona neden olan mikrobun belirlenmesini sağlar. İdrar kültürü için idrar kadında ve erkekte farklı yollarla alınır. Erkeklerde idrar kültürü almak için yapılması gereken işlemler: Kamışın ucu (penis) su ve sabunla dikkatle temizlenerek steril gazlı bezle kurulanmalıdır. ...
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri |
|
|
#21 (permalink) |
|
Üye
![]() Giriş: 16-05-2006
Mesajlar: 455
Rep Puanı: 302
![]() ![]() ![]() ![]() E-Güven: (0/0)
|
Ce: Üroloji
idrar kültürü İdrar yollarında enfeksiyona neden olan mikrobun belirlenmesini sağlar. İdrar kültürü için idrar kadında ve erkekte farklı yollarla alınır. Erkeklerde idrar kültürü almak için yapılması gereken işlemler: Kamışın ucu (penis) su ve sabunla dikkatle temizlenerek steril gazlı bezle kurulanmalıdır. Sabah kalktıktan hemen sonra, üç steril kaba art arda idrar alınır, kapların ağzı hemen kapatılır. Kadınlarda idrar kültürü almak için yapılması gereken işlemler: Ellerinizi sabunla dikkatle yıkadıktan sonra durulayın. Kalan birkaç damlayı da akıtmak için ellerinizi sallayın. Öteki elinizle dölyolunun ağzındaki dudakları aralayarak bu bölgeyi gazlı bezle yukarıdan aşağıya doğru dikkatle silin; silme işlemini hiçbir zaman ters yönde yapmayın. Temizlik işlemini gazlı bezi sürekli değiştirerek en az 4-5 kez tekrarlayın. Dölyolunun ağzını aralık tutarak az miktarda idrarı steril bir plastik kaba alın. İdrar kabı vücuda ya da giysilere değmeyecek biçimde tutulmalıdır. Bu yolla iki ayrı kaba daha idrar örneği alın. Üç kabı da hava geçirmeyecek biçimde kapatın. Neden üç kap ? Birinci kaptaki idrarın siyeğin ( üretra) alt bölümünden ve erkeklerde prostat gibi idrar yollarının vücut yüzeyine açıldığı noktaya yakın organlardan geldiği kabul edilir. İdrar kesesinden gelen idrar ikinci kapta bulunur ve idrar kültürü için uygundur. Üçüncü kaptaki idrar ise böbrek havuzu ve idrar boruları gibi üst idrar yollarında oluşabilecek hastalıklara ilişkin bilgi verir ve idrarın içeriğinin belirlenmesi için kullanılır. Özel durumlar : Bazı durumlarda idrar özel yöntemler kullanılarak alınır. Süt çocukları ve küçük çocuklarda cinsel organın erişkinlerde olduğu gibi temizlenmesi gerekir. Küçük çocuk havaya kaldırılır, karnı aşağıya gelecek biçimde tutularak altına steril bir kap yerleştirilir; bacakları ve kolları bükülü olarak kasıklarının arasındaki bölgeye hafifçe bastırılır ve sırtı sıvazlanarak idrar yapması sağlanır. Küçük erkek çocuklarda cinsel organ temizlendikten sonra kamışın üzerine, sıkıca yerleşen bir plastik torba geçirilir; çocuk idrarını yapar yapmaz torba alınmalıdır. Çocuk 45 dakika idrarını yapmazsa torba çıkarılarak cinsel organlar temizlenmeli ve yeni bir torba yerleştirilmelidir. Kız çocuklar için de uygun bir torba kullanılabilir. Yatalak hastalarda idrar örneği, hastayı yatağının yanına yerleştirilen bir sandalyeye oturtarak alınabilir. Bilinci kapalı ve hekimle işbirliği yapamayan hastalarda ya da yeni doğum yapmış kadınlarda orta idrar doğrudan idrar kesesine yerleştirilen bir sonda aracılığıyla alınabilir. İdrar örneği alındıktan sonra en fazla yarım saat içinde kültür yapılmalı, yapılamıyorsa idrar hemen bozdolabına konmalı ve en fazla 24 saat bekletilmelidir. İdrar kültürü pozitif ise : Sağlıklı olduğu bilinen bireylerde bile idrar tümüyle steril değildir. İdrar yolu enfeksiyonu şikayetleri olan bir hastada, incelenen idrarın mililitresinde 100.000 ya da daha fazla bakteri saptanırsa idrar kültürünün pozitif olduğu söylenebilir. Ayrıca gene şikayeti olan, idrarında beyaz küreler bulunan bir hastada sık rastlanan idrar mikroplarından biri mililitrede 100 koloni bile ürürse, kültür sonucu pozitif kabul edilir. İdrar kültürü enfeksiyondan sorumlu bakterinin ve bu bakterinin duyarlı olduğu antibiyotik ve idrar yolu dezenfektanlarının belirlenmesini sağlar. |
|
|
|
|
|
#22 (permalink) |
|
Üye
![]() Giriş: 16-05-2006
Mesajlar: 455
Rep Puanı: 302
![]() ![]() ![]() ![]() E-Güven: (0/0)
|
Ce: Üroloji
idrarda kan kanama idrar kanaması hematüri Kanlı idrarın rengi içerdiği kan miktarına göre açık pembeden koyu kırmızı ya kadar değişir. Kanlı idrar bulanıktır; cam bir kap içinde bir süre hekletilirse üstte görece duru, altta ise kanlı çökelti nedeniyle daha koyu renkli ve hulanık iki bölüme ayrılır. İdrarda kan belirtisi boşaltım sisteminin herhangi bir yerinden kaynaklanabılır. Böbrek taşları, veremi, kötü huylu tümörleri ya da enfarktüsü, akut glomerülonefrit, idrar borusu taşları, idrar kesesi tüm örleri, veremi, taşları ya da basit bir idrar kesesi iltihabı ya da siyek (üretra) taşları ve iltihabı buna yol açabilir. İdrarda kan her zaman gözle görülmeyebilir. İdrarın rengini değiştirmeyecek kadar azsa ancak kimyasal deneylerle ya da idrar çökeltisinin mikroskopla incelenmesiyle saptanabilir. İdrarda kan bulunmasmın en önemli nedenleri; - Böbrek havuzu papillomu - İdrar borusu tümörü - İdrarkesesi divertikülü - Prostat - Yırtılma - Darlık - Papillom - Taş İdrarda kan çogu kez gözle görülebilen bir belirti olduğundan,idrarda kanamanın kaynaklandığı bölgeyi de saptamak olasıdır. Bunun için Guyon deneyi denen yönteme başvurulur. Hasta üç ayrı kadehe idrar yapar ve kadehlerdeki renk değişiklikleri değerlendirilir. Kanama siyekten (üretra) kaynaklanı yorsa idrarda kana bağlı renk değişimi ilk kadehte ortaya çıkar; buna ilk idrarda kan ya da ilk hematüri denir. Obür kadeh lerde ise berrak sarı, normal idrar rengi görülür. Kan idrar kesesinden kaynaklanıyorsa kırmızı renk son kadehte ortaya çıkar. Çünkü kan idrar kesesinin dibinde toplanmıştır ve işemenin sonunda kesenin kasıln'ıasıyla dışarı atılır. Buna son idrarda kan ya da son hematüri denir. Eğer kanama böbrek ya da idrar borusu bölgesinde ise kan idrara bütünüyle karışmış olarak gelir ve her üç kadeh de kırmızı renkte görülür; buna da bütün idrarda kan ya da tam hematüri denir. İlk hematüri (Ağırlıklı olarak ilk kadehte kan) Siyek kökenli nedenler (taş, iltihap) Son hematüri: (Ağırlıklı olarak üçüncü kadehte kan) o idrar kesesi kökenli nedenler (tümör, idrar kesesi veremi, taş, iltihap) Tam hematüri: (Her üç kadehte kan) o böbrek kökenli nedenler (taş. böbrek veremi, kötü huylu tümör, akut glomerülonefrit, böbrek enfarktü o idrar borusu kökenli nedenler (taş) Hemoglobinüri idrarda hemoglobin bulunmasıdır. Akut ve yaygın bır hemolizin (alyuvar parçalanması) ardından görülür. Normal koşullarda hemoglobin vücudun savunma mekanizmasını oluşturan retiküloendotelyal sistemde parçalanır. Eğer alyuvarlar damar içinde parçalanırsa önemli miktarda serbest hemoglobin plazmaya geçer. Ama böyle bir durumda bile iki mekanizmanın etkisiyle idrarda hemoglobin bulunmayabilir. Bu mekanizmalar hemoglobini bilirubine indirgeyen retikuioendotelyal sistem ve hemoglobini süzen böbreğin oluşturduğu eşiktir. Böbrek eşiği çok yüksektir ve kandaki serbest hemoglohin düzeyi 100 ml'de 150-200 mg'ye erişmeden idrara hemoglobin geçmesini engeller. Henıoglo binin idrara geçebilmesi için kandaki düzeyinin çok kısa sürede yüksek bir değere ulaşması gerekir. Bu durumda retiküloendotelyal sistemin yeterince hızla bilirubine dönüştüremediği hemoglobin böbrek eşiğini de aşarak idrarla atılır. Hemoglobinüride idrarın rengi morumsu kırmızıdan kızıl kahverengiye kadar değişebilir. Renk iki pignıente bağlıdır: Oksihemoglobin ve methemoglobin. Oksihemoglobinin rengi parlak kırmızı, methemoglobininki kahverengidir. Idrarın rengi de bu iki pigmentin göreli yoğunluğuna bağlı olarak değişir. Bazen hemoglobinüri hematüriyle, yani idrarda alyuvarlar bulunması yla karı ştırılır. Oysa hemoglobinürinin ayırt edici birçok özelliği vardır. Orneğin idrar bu/anık değil, berraktır. Ayrıca çökelti incelendiğinde idrarda hiç alyuvara rastlanmaz. İdrarda Kan Şikayet İdrarınız kırmızımsı, pembe veya kahverengi ya da kırmızı şerit veya pıhtılar içeriyor. Yiyeceklerdeki (örneğin pancar) renk pigmentleri, uyuşturucu kullanımı ve porfirya idrarın kırmızıya dönmesine yol açmış olabilir. Endişelenecek bir durum yoktur. Nedenleri Mesane enfeksiyonu : Ani, acılı, sık ve miktarı az olan idrarınızda kan var; ateş, sırtın alt kısmında ağrı ve göbeğin alt bölgesinde ağrı var. Mesane enfeksiyonu veya sistit idrar yapamamanın nedeni olabilir ve antibiyotik tedavisi gerektirir. Mesane taşı : İdrarınızda kan var. Sık sık idrara gidiyor, ama az yapabiliyorsunuz; üstelik sadece belli bir pozisyonda. Sırtınızın alt kısmında ve karnınızda ağrıyla birlikte düşük ateşiniz var. Böbrek taşı : Sırtınızın ve karnınızın alt kısmında ve kasıklarınıza yapılan spazm oluyor ve sık idrara gidip az miktarda ve kanlı idrara çıkabiliyorsunuz. Üretrit : Üretranızdan sarımtrak bir akıntı geliyor, karnınızın alt kısmı ağrıyor, sık sık idrara gidiyorsunuz, ama az miktarda kanlı idrar yapabiliyorsunuz. İdrar yaparken yanma oluyor ve eğer kadınsanız cinsel ilişki acı veriyor. Üretrit cinsel yolla bulaşan ya da kişisel temizliğe önem vermemekten kaynaklanan bakteriyel bir iltihaptır. Gromerülonefrit : İdrarınızda kanla birlikte ayak bileklerinde, gözlerinizin etrafında şişlik, nefes darlığı ve yorgunluk var. Böbreğinizin kanı süzen yapılarında ani veya kronik bir iltihaplanma olmuş olabilir. Tehlikesiz hematüri : Sadece idrarınız kanlı ve başka belirtiniz yok. İdrar viral enfeksiyonlardakinden daha kanlı görünse de, bu durum herhangi bir hastalıkla veya organ hasarıyla ilişkili değildir. Bazen çocuklukta meydana gelir ve zamanla geçer. Bazen bir aile ferdinde başlayan bu sorun sıkıntı yaratmadan ömür boyu sürebilir. Hemolitik anemi : Yorgunluk ve güçsüzlük hissediyorsunuz, idrarınızda kan var, nefes darlığı çekiyorsunuz ve cildiniz sarardı. Hemolitik anemi kanın alyuvarlarındaki genetik bir anormallikten veya bazı ilaçlardan ya da alyuvarları yok eden bazı hastalıklarından kaynaklanır. Alyuvarlar yıkıma uğramıştır ve kemik iliği bunların yerine yenilerini yeteri kadar hızla üretememektedir. Genetik olarak bazı enzimleri eksik olanlar ile bazı ilaçları kullananlarda hemolitik anemi ortaya çıkabilir. Kendiniz Ne Yapabilirsiniz? İdrarınızda kan varsa, bu konuda uzman olan bir doktor gözetiminde tedavi olmanız gerekir. Önleme Bol bol su (günde 6 – 8 bardak) için. Bu, özellikle egzersiz yaparken, ateşiniz olduğunda ve hava sıcaklığı arttığında çık önemlidir. Kafein ve alkolden uzak duru; mesaneyi tahriş edebilir. Enfeksiyonlardan sakınmak için cinsel ilişki esnasında lateks prezervatif kullanın. Küvette banyo yapmak yerine duş alın ve yumuşak sabun kullanın. |
|
|
|
|
|
#23 (permalink) |
|
Üye
![]() Giriş: 16-05-2006
Mesajlar: 455
Rep Puanı: 302
![]() ![]() ![]() ![]() E-Güven: (0/0)
|
Ce: Üroloji
Mesane kanseri Mesane idrar depolayan ve işemeyi sağlayan organdır. Mesane kanseri, genitoüriner kanserlerin ikinci sıklıkla görülenidir. Ortalama görülme yaşı 65 tir. Erkek ler kadınlardan 2 - 3 kat daha fazla mesane kanserine yakalanırlar. Tanı konulduğunda %85 kanser mesaneye sınırlı, %15 inde ise lenf nodülleri tutulumu veya uzak metastazlar mevcuttur. Mesane Kanseri Derecelendirme: TIS : Karsinoma insutu Ta :Tümör mukozada sınırlı T1 :Tümör submukozada T2 : Tümör yüzeyel adalede T3a : Tümör tüm mesane adelesini tutmuş, fakat ekstravezikül yayılım yok. T3b : Tümör extravezikal yayılım mevcut T4 : Lenf nodülü veya komşu organ metastazı mevcut, uzak organ metastazı mevcut. Mesane kanserlerinin %98 i epitelyal ve bunlarda çoğu transizyonel hücreli karsinomlardır. Tüm mesane kanserlerinin %90 ı transizyonel hücreli karsinomlardır. Bu lezyonlar genellikle papiller özellik gösterir ve mesane içeriside yer işgal eden bir lezyondur. Tümörün invazyonu, rekürrensi ve progresyonu sıklıkla tümörün gradesi ile yakın ilişkidedir. Düşük gradeli tümörde 10 yıllık yaşam %98 iken yüksek gradeli tümörde ise %35 dir. Mesane kanserli hastaların %85-90 ında kanlı idrar (hematüri) ilk gözlenen semptomdur. Hematüri genellikle ağrısızdırü, aşikar veya mikroskobik, aralıklı veya sürekli olabilir. Bazı hastalarda sık sık idrara çıkma, idrarını yetiştirememe ve yanma gibi belirtiler olabilir. Mesane tümörü için birçok görüntüleme tekniği kullanılmasına rağmen, sistoskopi ve biopsi ile doğrulama gereği vardır. İntravenöz ürografi hematürinin tanımlanması için sıklıkla kullanılan bir tetkiktir. IVP de mesane içerisine doğru uzanan papillamatoz oluşum dolma defekti şeklinde kendini göstermektedir. Abdominal ultrasonografi ile mesane tümörleri ve üst üriner sistem değerlendirilebilir. Mesane doldurulduğunda mesane içerisinde yer işgal eden lezyon tanımlanabilir. Tanı ve başlangıç derecelendirme için, sistoskopi ve transüretral rezeksiyon yapılmalıdır. Sistoskopi sırasında tümör önce belirlenir ve rezeksiyon yapılır. Yüzeyel (mesane duvarında derinleşmemiş) mesane kanserli hastalar, transüretral rezeksiyon ve intravezikal tedavi ile takip edilebilir. Başlangıçta düşük grade küçük tümör ve progresyon için düşük riske sahip olanları ise intravezikal tedavi vermeksizin transüretral rezeksiyonla izlenebilir. T1 tümörlü bir hastadan eğer; multiple lezyon varsa, tümör büyükse ve rekürren tümör varsa bu hasta intravezikal kemoterapi için adaydır. T1 grade III lü hastalar için bazı klinikler progresyon oranının yüksek olması nedeni ile sistektomi önermektedirler. T1 tümörlü hastalarda intravezikal tedavi ile rekürrens oranı azalmakta isede rekürrens olduğunda agresif tedaviye ihtiyaç olmaktadır. T2, T3 hastalığı olan hastalarda seçilecek tedavi agresif olmaktadır.(parsiyel veya radikal sistektomi) veya sistektomi+kombine tedaviler seçilebilir.(Radyoterapi veya kemoterapi) Mesane kanseri için tedavi alternatifleri TIS TUR+intravezikal kemoterapi (BCG) Ta(tek, düşük grade TUR (Yanlızca) rekürrens yok) Ta (geniş, multiple TUR+intravezikal kemoterapi yüksek grade ve (BCG) rekürrens var) T1 TUR+İntravezikal kemoterapi T2,4 a) Radikal sistektomi, b)Neoadjuvankemoterapi+Radikal sistektomi c) Radikal sistektomi+Adjuvan kemoterapi d) Kombine T, N+,M+ Sistemik kemoterapi+sistektomi veya radyoterapi TEDAVİ A- İntravezikal Kemoterapi: Süperfisiyal mesane kanserli hastalarda en büyük problem, tümörlerin nüksetmesidir. İleri stage ve gradli tümörlerde nüks oranı daha fazladır. Nüksü önlemek önemlidir. İmmuno veya kemoterapik ajanların üretral kateterden mesaneye verilmesi rekürrens oranını azaltmak içindir. İntravezikal tedavinin 2 amacı vardır; birincisi profilaktik diğeri ise tedavi amacıdır. Kullanılan ajanlar 6-8 hafta, haftada bir kullanılmakta ve sonra aylık veya iki ayda bir sürdürülmektedir. Teropatik ajanların intravezikal verilmesi ile, primer olarak irriratif semptomlar gözlenmesi doğaldır. Sistemik yan etkilerinin görülmesi azdır. Çünkü mesaneye verilen ilaçların mesane lümenini geçmesi oldukça sınırlıdır. Gross hematürisi olan hastalarda intravezikal kemoterapinin verilmemesi de sistemik komplikasyonları önleyecektir. İntravezikal ajan verildikten sonra mesanedeki ilacın kalış süresi 1-2 saat olmalıdır. Günümüzde en sık kullanılan ajanlar, Mitomycin-C, Thiotepa, Doxorubicin, Bacillus Calmette-Gurih (BCG) dir. 1- Mitomycin-C: Mitomycin-C; Antitümoral, DNA sentezini inhibe eden bir ajandır. Moleküler ağırlığı 329, sistemik toksitesi minimaldir. Mitomycin-c ile komplete cevap %36-78 oranında değişmektedir. Transüretral rezeksiyondan sonra rekürrensi %33 oranda azaltmaktadır. Yan etkileri %10-43 oranındadır. Yan etkileri oranında daha ziyade irritatif semptomlar yer almaktadır. Mitomycin-C alanların %6'sında ellerde ve genital bölgede kızarıklar gözlenebilir. 2- Thiotepa: Alkille edici bir ajandır, monokül ağırlığı 189 ve 30 mg. haftalık dozlarda kullanılır. Komplet cevap %55 civarındadır. Rekürren oranı oldukça azdır. Sistemik yan etkileri fazladır. Trombositopeni ve lokopeni %9 oranında gözlenir. İrritatif semptomlar oldukça azdır. Hastalara ilaç verilmeden önce kan sayımı yapılmalıdır. 3- Doxorubicin: Monokül ağırlığı 580 dir ve sistemik yan etkileri oldukça azdır. Komplet cevap %38 dir. Profilaktik bir ajandır. Sistit görülen yan etkilerindendir. 4- BCG Bacilius Calmette Gurih: BCG, mikobacterium, bovinin canlı şusudur. BCG'nin antitümöral etki mekanizması bilinmektedir. İntravezikal instilasyondan sonra mukozal ülserasyon ve granüloma oluşumu görülmektedir. Böylece helper T lenfositlerini aktive etmektedir. Karsinoma insituda BCG teropatik ve profilaktik amaçla oldukça etkilidir. Komplet cevap %36-71 oranındadır. Rekürren oranı, transüretral rezeksiyondan sonra %11-27 oranındadır. Hastaların çoğunluğunda irritatif semptomlar gözlenmektedir. Hemorajik sistit %7 oranında gözlenir. Sistemik enfeksiyon %2 oranında gözlenir. Hastalardaki orta ve ılımlı enfeksiyonda isoniazit (INH) (300 mg. günlük) verilir vede BCG dozu azaltılır. İsoniazit intravezikal BCG verilmeden 1 gün önceden başlanır. (Hastada şiddetli şikayetler varsa intravezikal BCG verilmesi durdurulur. INH ve Rifampicin (600 mg./gün) verilir. Hastada septik tablo varsa (ateş, konfüzyon, hypotansiyon, respiratuar yetersizlik) INH+rifampicin+etambutol (1200 mg.) ve Siklosporin (500 mg. günde iki kez) verilmelidir. CERRAHİ 1- Transuretrel rezeksiyon: TUR, tüm mesane kanserleri için başlangıç tedavi formudur. Hastalığın stage ve gradesini tanımlamada yararlı olmaktadır. Hastada, tek, düşük grade ve non ınvazıf tümör sözkonusu ise yanlızca TUR-B yapmak yeterli olacaktır. 2- Parsiyel sistektomi: Mesanenin lateral veya kubbesinde soliter infilitratif tümörü olan (T1,T3) hastada veyahutda mesane divertikülü içerisinde tümörü olan hastalar parsiyel sistektomi adaylarıdır. Tümörlü hücrenin yara dudaklarına implantasyonu için bu hastalara küçük dozlarda (1000-1600 cGy) ve intravezikal kemoterapi preoperatif verilmesi uygundur. 3- Radikal sistektomi: Radikal sistektomi; anterior pelvik organların kaldırılmasıdır. Erkekte; mesane ve çevre yağ dokuları, periton, prostat ve seminal veziküller. Kadında; mesane ve çevre yağ dokusu, periton, cervix, uterus, anterior vagina, urethra ve overler rezeke edilmektedir. Eğer erkekte prostatik üretdada invazyon sözkonusu ise üretrektomide aynı anda yapılmalıdır. 4- Radyoterapi: 5000-7000 cGy, 5-8 haftalık sürelerde verilir. İnfintratif hastalıkta radikal sistektomiye alternatiftir. Genellikle iyi tolere edilmesine rağmen, %15 hastafada barsak, mesane ve rektal komplikasyonlar gözlenir. Beş yıllık yaşam T2 ve T3 için %41-18 oranında değişir. 5- Kemoterapi: Mesane kanseri tanı konulduğunda %15 oranında bölgesel veya uzak metastaz sözkonusudur. İnvazive hastalığı olan hastalarda radikal sistektomi veya radikal radyoterapi sonrasında %30-40 oranında uzak metastaz sözkonusudur. Bu hastalara tedavi verilmez ise yaşam oldukça sınırlıdır. Tek ve kombine kemoterapik ajanlar hastalarda yararlı olmaktadır. Tek başına kullanılan cisplatin ile cevap %30 dur. Diğer etkili ajanlar ise methotroxate, doxorubicin, Vinblantine, 5-gluorouracil dir. Kombine tedavide cevap oranı yükselmektedir. Son zamanlarda Methotrexate, Vinblastine, doxorubicin ve cisplatin (MVAC); Cisplatine, methotrexate ve cyclophonphanide (CISCA) kullanılmaktadır. Ortalama yaşam bir yıldır. E- Kombine tedaviler: Metastatik mesane kanserlerinde (T2-T4) kombine tedaviler gündeme gelmiştir. Radikal sistektomi öncesi kemoterapi (neoadjuvant) verilerek mesane korunmaktadır. Seçilmiş hastalarda %22-43 oranında, yanlızca kemoterapiyle cevap elde edilmiştir. Alternatif olarak T3-T4 veya N+ olan hastalar da radikal sistektomi sonrası kemoterapi (adjuvant) verilmesi ile rekürrens riski azalmaktadır. Radyoterapi sonrası lokal ve sistemik hastalık görüldüğünde ilave kemoterapi verilebilir |
|
|
|
|
|
#24 (permalink) |
|
Üye
![]() Giriş: 16-05-2006
Mesajlar: 455
Rep Puanı: 302
![]() ![]() ![]() ![]() E-Güven: (0/0)
|
Ce: Üroloji
ORGAN BAĞIŞI: ORGAN NAKLİ ORGAN NAKLİ NEDİR ? Görev yapmayacak kadar hasta ve hatta bedene zararlı hale gelen bir organın, bir yenisi ve sağlamı ile değiştirilebilmesi işlemine" Organ Nakli" veya Organ Transplantasyonu "denilir. ORGAN NAKLİNİN ŞU ANKİ DURUMU NEDİR ? Günümüzde göz, böbrek, karaciğer, kalp, pankreas, kemik iliği, kalp- akciğer, kemik ve ince barsak en çok nakledilen organlardır. Bu nakillerde organlar hemen hemen daima ölülerden yada 1. derecedeki akrabalardan sağlanmaktadır. Örneğin kalp hastalığından ölmüş bir kişinin sağlam kornea ve böbrekleri alınıp, görmeyen insanlara yada böbrek hastalarına nakledilmektedir. KRONİK BÖBREK YETMEZLİĞİ HASTALIĞI (ÜREMİ) NEDİR ? Vücudumuzda çok önemli görevler yapan böbreklerimiz taş, şeker hastalığı, nefrit, yüksek tansiyon, mikroplar, yaralanmalar veya kullandığımız ilaçlar nedeniyle hastalanabilir. Bu hastalıkların bazıları tedavi edilirken, tedavi ile düzelmez gittikçe ilerleyerek kişiyi ölüme götürür. Tedavi edilmeyen ilerlemiş bu tür böbrek hastalıklarına üremi (kanda üre miktarının yükselmesi) son dönem böbrek yetersizliği veya kronik böbrek yetersizliği gibi adlar verilmektedir. KRONİK BÖBREK HASTASININ NE GİBİ ŞİKAYETLERİ OLUR? Bu hastalarda bulantı, kusma, iştahsızlık, halsizlik, güçsüzlük, burun kanaması, kaşıntı, nefes darlığı, öksürük, vücudunda şişlik, uykusuzluk, kramp, huzursuzluk gibi şikayetler vardır. Bazıları birden nefes darlığı veya koma hali ile hastaneye kaldırılır. TÜRKİYE'DE KRONİK BÖBREK HASTASI ÇOK MUDUR ? Türkiye'de her yıl 3.000 kişinin kronik böbrek yetmezliğine girdiği tahmin edilmektedir. Sağlık Bakanlığı'ndan alınan rakamlara göre 2001 Şubat ayı itibariyle 19.609 diyaliz hastası mevcut olup, bunların 18.063'üne hemodiyaliz, 1546 'sına Periton diyalizi uygulanmaktadır. Bu hastaların ne yazık ki çoğu genç olup, genellikle 20-40 yaşları arasındadır. KRONİK BÖBREK HASTALIĞININ TEDAVİSİ VAR MIDIR ? Her iki böbreği de çalışmayan bu hastalar için, hasta böbrekler yerine suni böbrekler yapıldı. Suni böbrek " yada diğer adıyla HEMODİYALİZ " bir süzgeçtir. İdrarı kana karışmış bu hastalar haftada üç gün hastaneye giderler, kanları damardan bir boru ile hastaya alınıp bu süzgeçten geçirildikten sonra yine bu boru ile hastaya verilir. Bu tedavi ile hastalar ayakta kalmaktadır. Ancak suni böbrek bizim böbreğimizin yaptığı her şeyi yapamaz. Bu yüzden de hastalar tamamıyla iyileşemezler. Bir diğer tedavi biçim,i ise Periton Diyalizdir. Bu tedavi biçiminde ise hastalar karın boşluğuna takılacak bir kateter yardımıyla tedavilerini sürdürürler. Bu tedaviler pahalı olduğundan genellikle sadece devlet yardımı görenler tedavi olabilirler. Bu nedenle suni böbrek yerine geçecek çareler aranmış ve "böbrek nakli" ortaya çıkmıştır. BÖBREK NAKLİ NEDİR ? Böbrek nakli; kronik böbrek hastasına, ülkemizde genellikle olduğu gibi sağlıklı bir insandan veya ölüden alınan böbreğin vücuda takılması işlemidir. Böylece hasta yeniden sosyal yaşamına kavuşmaktadır. Hemodiyaliz makinesi ile bağımlı bir yaşam sürdürmek zorunda iken kontrollü ama diyalize bağlı olmayan bir yaşama geçebilmektedir. BÖBREK NAKLİ İÇİN ORGANLAR NASIL SAĞLANIYOR ? Çok sayıda böbrek hastasına aile fertlerinden böbrek bulma güçlüğü yüzünden, trafik kazalarında hayatını kaybedenlerde olduğu gibi ölülerden böbrek alıp hastalara takma çareleri aranmış ve bunda başarılı olunmuştur. Yeni ölmüş kişilerden alınarak yapılan böbrek takma işlemine kadavradan böbrek nakli denmektedir. Yaşamını henüz kaybetmiş kişiden alınan iki böbrek uygun doku grubunda böbrek bekleyen iki kişiye takılmakta, bir insanın ölüsü iki kişiye hayat vermektedir. Bu güzel olaya rağmen yinede böbrek hastaları için yeterli ölü böbreği bulunmamaktadır. Bunun nedeni yeni ölmüş kişinin başında bulunan yakınlarını ölülerinden böbrek alınmasına rıza göstermeyişleridir. ORGAN BAĞIŞINA İHTİYAÇ VAR MIDIR ? EVET. Bir çok hasta bağışlanmış bir organ için beklerken ölmektedir. Bağışlanmış bir organ, başarılı bir nakilden sonra, gerçek bir yaşam armağanıdır. " SİZ, BİR YAŞAM ARMAĞAN ETMEKTESİNİZ" TÜRKİYE'DE BÖBREK NAKLİ NE ZAMAN BAŞLADI ? Türkiye'de ilk başarılı böbrek nakli 1975 yılında Hacettepe Hastanesinde Dr. Mehmet HABERAL ve ekibi tarafından yapılmıştır. Canlıdan canlıya yapılan bu ilk nakilden sonra 1979 yılında "ORGAN VE DOKU ALINMASI, SAKLANMASI VE NAKLİ HAKKINDA" 2238 sayılı kanun çıkarılmış ve bu yasa 1982 yılında yeniden düzenlenerek ölüden organ alınmasını yasal tedbirlerle ortaya koymuştur. ORGAN BAĞIŞININ VE TRANSPLANTASYONUNUN DİNİ İNANÇLAR YÖNÜNDEN AÇIKLAMASI NEDİR ? Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, organ bağışını insanın insana yapabileceği en büyük yardım olarak tanımlanmıştır. 6.3.1980 tarih 396 sayılı kararı ile organ naklinin caiz olduğunu bildirmiştir. Kur'an-ı Kerim'de de (Maide Suresi, Ayet 32) " KİM BİR KİMSEYE HAYAT VERİRSE, ONUN SANKİ BÜTÜN İNSANLARA HAYAT VERMİŞÇESİNE SEVAP KAZANACAĞI " beyan olunmuştur. ORGAN BAĞIŞININ, ORGAN NAKLİNDE EKONOMİK ÖNEMİ NEDİR ? Organ nakli hemodiyaliz tedavisinden çok daha ucuz olduğu halde ülkemizde organ bağışı yaygın olmadığı takdirde, bu maliyet ile yapılabilecek nice sağlık hizmeti ertelenebilir veya geri kalabilir. O halde organ nakli ve organ bağışı ülkemiz için hem sağlık yönünden, hem de ekonomik yönden önemli bir katkıdır. NASIL ORGAN BAĞIŞLAYABİLİRSİNİZ ? Tüm ülkeler ölüden böbrek temini sorununu, sağlıklı kişileri beklenmedik ölümleri halinde bütün organlarını bağışladığına dair bir belge doldurmaları suretiyle çözümlemişlerdir. Bağış belgesi taşıyan bir kişi öldüğünde artık ailesinden izin almaya gerek kalmamakta, böbrekleri alınarak hastalara takılmaktadır. Organ bağışında bulunmak için " TIBBEN YAŞAMIM SONA ERDİKTEN SONRA DOKU VE ORGANLARIMIN DİĞER HASTALARIN TEDAVİSİ İÇİN KULLANILMASINA İZİN VERİYORUM." diyen bir belgeyi iki tanık önünde imzalayıp kimlik kartı gibi taşımanız yeterlidir. ORGAN BAĞIŞI İÇİN YAŞ SINIRI VAR MIDIR ? Günümüzde yeni doğmuştan 60 yaşa kadar olan ölülerden organ alınabildiği gibi, 18 veya üstünde bir yaşta olup akli dengesi yerinde olan herkes ORGAN BAĞIŞ KARTINI imzalayabilir, böylece organ başında bulunabilir. HERHANGİ BİR YERE KAYDOLMAK GEREKİR Mİ ? Hayır. Sadece organ bağış kartını şahitlerle doldurup imzalamanız ve sürekli üzerinizde taşımanız yeterlidir. SONRADAN FİKRİNİZİ DEĞİŞTİREBİLİR MİSİNİZ ? Evet. Bağış kartınızı yırtıp atmanız yeterlidir. Bu konuda özgürsünüz. ORGAN BAĞIŞI İÇİN PARA ÖDENMESİ SÖZKONUSU MUDUR ? Hayır. Kişilerin bir bedel karşılığı organlarını vermeleri 2238 sayılı yasaya göre yasaktır. İNSANLARA YAŞAMA ŞANSI TANIYAN ORGAN BAĞIŞINA NASIL YARDIMCI OLABİLİRSİNİZ ? Çevrenizdekilere Organ Bağışı Kampanyasını tanıtın ve Bağış kartlarını verin. Organ Bağışının öneminin anlatılmasına ve yaygınlaştırılmasına yardımcı olun. Organ Bağışı hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek için " TÜRKİYE BÖBREK NAKLİ VE DİYALİZ HASTALARINA HİZMET VAKFI " ile irtibat kurunuz. |
|
|
|
|
|
#25 (permalink) |
|
Üye
![]() Giriş: 16-05-2006
Mesajlar: 455
Rep Puanı: 302
![]() ![]() ![]() ![]() E-Güven: (0/0)
|
Ce: Üroloji
Penis eğriliği İnsan vücudundaki eş organların (eller, gözler, testisler gibi )hiç biri birbirinin aynısı değildir, arada mutlaka bazı farklar vardır. Tüm insanlarında yapıları ve organları hem dış görünüş olarak hem de işlevleri sırasında farklılıklar gösterirler.Bu farklılık bazen çok çok az ,bazen ise çok fazla olabilir. Penis bildiğimiz gibi bir erkek cinsel organı olup spermleri (meni - ersuyu ) kadın vajeninin derinlerine bırakma görevi vardır ve bu görev sırasındada kişiye haz (zevk ) vermektedir. Penislerde hem boy olarak hem de şekil olarak bir birinden farklı olmaktadır. Hiç bir penis şekil olarak cetvelle çizilmiş gibi doğru değildir veya düzgün sınırlara sahip değildir.Bu farklar kişiden kişiye göre değişmekte,kiminde çok az bir sağa veya sola eğrilik olurken bazılarında bu daha fazladır.Bazı penislerde ise hem sağa -sola eğrilikle beraber aşağıya da doğru eğrilik olabilir. Bunun sınırı nedir ? Ne kadar eğrilik normaldir,ne kadarı bir anormallik veya sakatlık olarak görülmelidir? Bunun kesin sınırı şudur; eğer bu eğrilik sizin cinsel ilişki kurmanızı engelliyor,ilişki sırasında size veya partnerinize acı veriyorsa bu düzeltilmesi gereken bir sorundur. *Bir de eğer kişi ciddi anlamda penisinin eğriliğinden estetik açıdan, yani görüntüsünden rahatsız oluyor ve bu yüzden soyunmaktan kaçınıyor veya ilişkiye giremiyorsa bu da düzeltilmesi gereken bir sorun sayılır. Penis eğriliği düzeltilirmi; evet,herşey yapılabildiği gibi (bu gün yeniden el, parmak veya penisin yapılabildiği bir bilgi ve teknolojiye sahibiz) penis eğriliğide düzeltilebilmektedir. Eğer sizde de penis eğriliği gibi bir şüphe veya sıkıntı varsa çekinmeden ve mutlaka muayeneye gidiniz.Bu şüphe , sıkıntı, veya utanma duygusu ile geçirdiğiniz her süre sizi üzecek ve cinsel hayatınızı olumsuz etkileyecektir. Hekiminiz sizi aydınlatacak ,eğer gerekli ise cerrahi bir müdahele önerecek ve yapacak veya eğer bir sorun yoksa sizin rahatlamanızı ,kendinize güveninizin gelmesini sağlayacaktır. Bizim kliniğimize bu şikayetle gelen kişilerin çoğunluğu yaptığımız muayene ve açıklamalar sonunda hiç bir sorunları kalmadan huzur ve güven içinde rahatlamış olarak dönüyorlar. Şimdiye kadar çok az kişide cerrahi müdahale -ameliyat gerektirecek sorun görüldü, bunlarda gerektiği biçimde düzeltilip kişilerin normal cinsel hayatlarına dönmeleri sağlandı.Sadece estetik açıdan kaygı duyan hastalarımız oldu,bunların çoğunluğu yaptığımız muayene ve görüşme sonucunda bu kaygı ve komplekslerini kaybedip normal şekilde yaşamlarına devam ettiler,ancak bir kaçı psikolojik açıdan rahatlamak için gerekli operasyonla bu eğrilik düzeltildikten sonra sonra bu sıkıntıyı duymaz oldular. |
|
|
|
|
|
#26 (permalink) |
|
Üye
![]() Giriş: 16-05-2006
Mesajlar: 455
Rep Puanı: 302
![]() ![]() ![]() ![]() E-Güven: (0/0)
|
Ce: Üroloji
Penis hastalıkları genel PENİS HASTALIKLARI Penisin erkekte iki önemli fonksiyonu vardır. 1-İdrar atılımı:Böbrekten süzülen idrarın dış idrar kanal yolu ile dışarı atılımını sağlamak 2-Ürme fonksiyonu: Tesiste yapılan tohum hücrelerini meni vasıtası ile kadın haznesine ulaştırmak. PENİSİN YAPISI: Penis kök gövde ve baş olmak üzere 3 kısma ayrılır. Kök kısmı torbanın ön yüzünde makata kadar uzanan bölge içerisinde kaslara gömülü vaziyette durur. Gövde deri ile kaplı ve içerisinde 3 tane sertleştirici kıkırdak dokusundan yapılmış organdan meydana gelir. Kıkırdakdan daha ince yaplıdır. Bu yapıya kan dolması neticesinde sertleşme meydana gelir. Baş kısmı penisin en uc kısmında yer alır. Penisi ucunda bir şapka gibi durur. Bu bölge sünnet olmamışlarde deri ile kaplıdır. Sünnet ile kesilen kısım bu deridir. Penisin kan dolaşımı atardamar ve toplar damar sistemi sertleşmede dolayısıyla döllenme ve seksüel aktifte çok önemlidir. PENİSİN YAPI BOZUKLUKLARI: Çok defa testis mesane gibi başka yapı bozuklukları da vardır. Penisin hiç olamaması nadirdir. Nadiren çift penis olur. Penis doğuştan kıvrık olabilir. Bunun yanında yine doğuştan büyük ve küçük penis olabilir. 1- Penis Sünnet derisinin dar olması: Sünnet derisinin uç kısmı çok dardır. Toplu iğne başı kadar bir açıklık vardır. Derinin iç yüzeyi penisin baş kısmına yapışıktır. Deri başın gerisine çekilemez. Ya doğuştan olur veya daha sonra iltihabi bir olaydan sonra gelişir. Şayet çok darsa hasta idrar yapamaz. Hatta idrar deri altında toplanması ile sünnet derisi balon gibi şişer. İdrar damlalar halinde akar. Tedavi edilmezse idrarın tahrişi sonunda iltihap gelişir ve bu iltihap penis baş bölgesinde yaralara neden olur. Tedavi sünnettir. (Sünnet için tıklayın) 2-Sünnet derisinin geriye kaçması: Sünnet derisi penis baş kısmının gerisine çekilmesi ile tekrar öne gelememesidir. Genellikle sünnet derisinin darlıklarında oluşur. Çocuk veya anne babası tarafından temizlik amacı ile deri geriye çekilir, daha sonra deri burada şişer ve kızarır, penis başını boğar. Tedavide şayet erken devreyse deri öne çekilmeye çalışılır. Fakat geç kalmışsa sünnetten başka çare yoktur. Sadece ufak bir deri parçasını kesmek ve iyileşmeye bırakmak çok defa sonuç vermez. 3-Penis yaralanmaları: Penis oynak bir organ olduğundan darbelere karşı kendini korur Tamamen kopma kazalardan sonra veya kasti olarak (kıskançlık ve intikam nedeni ile) kesilmesinden sonra oluşur. Darbelerde penise kan oturur. Penis kırılmaları ise sertleşmiş haldeki penisin ani ve sert bir şekilde bükülmesi sonucu meydana gelir. Sertleşme problemlerine meydan vermemek için erken tedavi önemlidir. 4-Penis iltihapları: Çocuklarda darlık nedeni ile büyüklerde ise temizliğe riayet etmemeden ileri gelir. Sünnet derisinin ve/veya penis başının iltihabı şeklinde olur. 5-Penisin kireçlenmesi: (Peyroni hastalığı) Penisin kıkırdakımsı doku içerisinde plak şeklinde bağ dokusunun oluşmasıdır. Sebebi belli değildir. Genellikle 40 yaşından sonra görülür. Penis sırtında veya her iki yan tarafında olabilir. Nerede olursa sertleşmiş penis aksi istikamette bükülmüş olarak durur. Ağrı vardır. Bazen birleşme mümkün olmaz. El ile hisedilebilinir. Zararsız bie hastalık olmasına rağmen hastanın şikayeti varsa tedavi edilmelidir. Nadiren kendiliğinden kaybolur. E vitamini faydalıdır. Ameliyat tavsiye edilmez. Plağın içerisine kireç giderici ilaçların verilmesi fayda sağlar 6-Penisin kendiliğinden ağrılı sertleşmesi: Penis seksüel istek duymadan ve uzun süren sertleşmesidir. Hasta çok ağrı duyar. Her yaşta meydana gelir. Damar sisitemi bozulmuştur penisin kıkırdak dokusu içerisinde kan pıhtıları oluşur. Sinir sistemi hastalıklarında da meydana gelebilir. Bazen sebeb tümoral bir oluşumdur. Birden bire meydana gelir. Ağrılıdır. İdrara yapılamaz veya damlalar halinde gelir. Meni boşalsa bile sertlik devam eder. Sertleşme 1-2 gün bazen aylarca sürer. Normal haline dönse bile sonunda iktidarsızlık meydana gelir. Tedavide enjektör ile pıhtılaşmış kan boşaltılır. Pıhtıyı giderecek ilaçlar verilir. Ameliyat ile bu pıhtılar boşaltılır. 7-Penis Tümörleri Penis siğilleri çok görülür. Penisin sırtında veya değişik yerlerinde olur. Tek veya çoktur. Küçük ben şeklinde fakat karnabahar gibi girintili çıkıntılıdır. Zararsızdır. Tedavide elektirik ile yakılır veya ameliyat ile çıkarılır. Penis Kanseri: Çok defa sünnetsizlerde görülür.Penis başı iltihaplarından sonra gelişebilir. Müzmin tahriş edici maddelerden sonrada oluşabilir. Görünüşte yarayı andırır. Sert nodül şeklinde de olabilir. Teşhis parça alınıp patolojide incelenmesi ile konur. Erkan teşhis konulacağı için ameliyat ile alınır. Sonuç diğer kanserlere nazaran iyidir. |
|
|
|
|
|
#27 (permalink) |
|
Üye
![]() Giriş: 16-05-2006
Mesajlar: 455
Rep Puanı: 302
![]() ![]() ![]() ![]() E-Güven: (0/0)
|
Ce: Üroloji
penis kanseri Penis kanseri çok enderdir. Genellikle sünnet olmamış ve sünnet derisinin altındaki bölgeyi temiz tutmayan erkeklerde görülür. Ilk safhalarda, genellikle penis ucuna yakın ağrısız küçük oluşumlar ortaya çıkar. Ameliyatla çıkarılıp incelenmeden, bunları alelade zararsız penis siğillerinden ayırmak olanaksızdır. Hapis oluşum geliştikçe ağrı ve kanama olabilir. Belirtiler - Penisin genellikle ucunda, sivilce gibi ağrısız bir yara; - Peniste başka tip ağrısız sivilce veya siğiller. Teşhis Penisteki herhangi bir oluşum üroloğa görünmek için yeterli bir nedendir. Doktor muayenede kitlenin çıkarılarak incelenmesi sonucunda kitlenin habis olup olmadığına karar verir. Habis olduğu ortaya çıkarsa, vücudun başka yerlerine dağılıp dağılmadığını anlamak üzere birtakım başka testler yapılarak yayılmayı kontrol altına alabilmek için gerekli en iyi tedaviye karar verilir. Bütün diğer kanserler gibi penis kanseri de hayatı tehdit edebilir. Ne kadar erken teşhis ve tedavi olursa, iyileşme şansı o kadar yüksektir. Tedavi - Ameliyat Habis oluşumla birlikte, penisin küçük bir kısmının da çıkarılması gerekebilir. Penisin büyük bir bölümü çıkarılsa da, cinsel aktivite ve idrar yapmak için yetecek kadarı bırakılabilir. Diğer Tedaviler Hastalığın vücudun diğer taraflarına da dağılmasını engellemek veya dağılmayı kontrol altında tutmak için, radyoterapi veya kemoterapi kullanılabilir. |
|
|
|
|
|
#28 (permalink) |
|
Üye
![]() Giriş: 16-05-2006
Mesajlar: 455
Rep Puanı: 302
![]() ![]() ![]() ![]() E-Güven: (0/0)
|
Ce: Üroloji
penis kırılması ABD Minneapolis Kalp Enstitüsü Vakfı'nın yaptığı araştırmaya göre, erkeklerdeki sertleşme sorunu, kalp ve damar hastalıkları için erken uyarı olabilir. Dr. Marc Pritzker, sertleşme sorunun damardan kaynaklandığının anlaşılması halinde, kalp ve damar hastalıkları bakımından da araştırma yapılması gerektiğini söyledi. Pfizer İlaç Firması'nın Sağlık Bülteni'nde yer alan araştırmaya göre, Dr. Pritzker, sertleşme sorunun, 'penis stres testi' diye de adlandırılabileceğini belirtti. Dr. Pritzker, ''Efor stres testinde, kalpten gelen elektrik sinyalleri, kalpteki hastalıklı kan damarlarının saptaması için kullanılıyor. Penis stres testi de hastalıklı kan damarlarının saptanması için de başka bir yol olabilir'' dedi. Penisiniz kırılabilir! Penis sert halde iken yatakta aniden dönme, mastürbasyon esnasında anormal bükülme, ereksiyonu sonlandırmak için penisin bükülmesi, at tepmesi penis kırılmalarına neden oluyor. Almanya'da her yıl 600 erkeğin penisi kırılıyor. Penis kırılmalarında penis şişiyor ve morarıyor. Erkek aniden ağrılar içinde kıvranmaya başlıyor. Vakaların verdiği bilgiler çoğunlukla yanlış. Hekimlerine ''sabahleyin yataktan düştüm ya da çocuğumu severken aniden penis bölgeme tekme attı ve birden penisim şişti anlayamadım,'' diyerek doğru bilgi vermiyorlar. ''Mastürbasyon yaparken penisi kırılan genç ameliyata alındı.'' Bu haberin kahramanı 26 yaşında, oto tamircisi, evli bir erkek. Eşi sekiz aylık hamile olduğu için bir süredir cinsel ilişkiye giremeyen genç adam, sabah işe gitmeden önce banyoya girip mastürbasyon yapmaya başlamış. Birden penisi şişip çok acı hissedince de hastaneye kaldırılmış. Çoğu Bekar Penisi kırılan tek Türk erkeği bu genç değil. Penis kırılmaları olağan bir durum olmasına rağmen vakalar utandıklarından hastaneye gitmedikleri için sayıları bilinmiyor. Uluslararası tıp literatüründe her 175 bin hastane başvurusundan birinin penisin bu tür yaralanması olduğu yazılı. Örneğin Almanya'da yılda 600 erkek cinsel ilişki sırasında penisini kırdığı için hastaneye gidiyor. Onların aralarında da utançtan doktora gitmeyenlerin sayısı az değil. Uzmanlar hemen doktora görünülürse oluşabilecek iktidarsızlık tehlikesinin de önlenebileceğini belirtiyorlar. Penis kırılmaları bilinçsiz cinsel ilişki, penis sert halde iken yatakta aniden dönme, mastürbasyon esnasında anormal bükülme, ereksiyonu sonlandırmak için penisin bükülmesi, at tepmesi gibi durumlarda oluşabiliyor. ''Ancak çoğu zaman hastanın öyküsünden gerçek sebep öğrenilemez,'' diyor Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalında öğretim görevlisi Yrd. Doç. Yılmaz Aksoy: ''Hastanın verdiği bilgiler çoğunlukla yanlış. Örneğin sabahleyin yataktan düştüm ya da çocuğumu severken aniden penis bölgeme vurdu gibi çelişkili konuşuyorlar. Oysa çocuğunu insan severken penis ereksiyon halinde olmaz. Kliniğimizde tedavi olmuş hastaların yaş ortalamaları 29 ve çoğu da bekar. Çekindikleri için böyle şeyler uyduruyorlar.'' Penis bandajlanıyor Tanı hastanın öyküsü ve fizik muayenesi ile konuyor. Muayenede kırılma olan tarafta kan birikmesi ve peniste karşı tarafa doğru eğilme, şişlik, morarma saptanıyor. İki veya üç silindirik cisimli şiddetli kırılmalarda ise idrar yolu kanaması ve yumurtalıklarda kan birikmesi görülebiliyor. Ancak çok küçük olan yırtıklar Kavernozografi adı verilen özel görüntüleme yöntemleri ile saptanabiliyor. Penis kırığı daha önceleri penise bandaj uygulanması, lokal soğuk pansuman tatbiki ve şişlik giderici ilaçlar verilerek tedavi edilmeye çalışılırmış. Şimdi ise tanı konur konmaz cerrahi müdahale ile başarılı bir şekilde tedavi edilebiliyor. Nasıl mı? Ameliyatta penis cildi sünnet hattından çepeçevre açılarak geriye doğru çekiliyor ve etrafa birikmiş olan kan boşaltıldıktan sonra yırtık kısım bulunarak dikişle tamir ediliyor. Penis yatakta kırılıyor Penis kırığı ile idrar yolu yaralanmaları arasında doğru bir orantı var. İşeme zorluğu, idrar yolundan kan gelmesi veya hastanın idrar yapamaması durumlarında penis ucundan ilaç verilerek film çekiliyor. Böylece bir yaralanma varsa o bölge net olarak gösterilebiliyor. Ardından hastanın idrar torbasına göbeğin altından özel bir sonda yerleştiriliyor. Ve yırtık cerrahi müdahale ile düzeltiliyor. Penis kırığı tedavi edilmezse peniste şekil bozukluğu, ağrılı sertleşme, cinsel ilişkide zorluk, iktidarsızlık, idrar yolunda bölgesel genişleme, kanama bölgesinde Peyroni hastalığı adı verilen sert şişlikler oluşabiliyor. Olumsuz etkiler Penis kırılması erkeğin cinsel yaşamını önemli ölçüde olumsuz etkileyebilir. Bunun olmaması için alınması gereken tedbirler çok önemli. Araştırmalar penis kırılmalarının daha çok cinsel ilişki sırasında penisin vajinadan kayıp etraf dokulara isabet etmesi ile meydana geldiğini gösteriyor. Penis ereksiyon halinde iken yatakta kırılma sıklığı tıp literatüründe yüzde 28-38 olarak bildirilmiş. Bunun için cinsel ilişki sırasında ani ve ters hareketlerden kaçınılması, penis sertleşme halindeyken kıvrılmaması gerekiyor. Cinsel ilişki sırasında kadının üstte olduğu pozisyonlarda ise kırılma riski daha artıyor. Orta yerinden çatlatıyor Erkek üreme organı; kamış kökü, gövde ve kamış başı olmak üzere üç bölümden oluşan bir organ. Penisin dıştaki bölümüne gövde, vücutla birleştiği bölüme ise kök adı veriliyor. Kamış gövdesinde birbirine lifsi yapılarda bağlanan ve dikilgen doku olarak bilinen silindir biçimli üç cisim yer alıyor. Bu silindirik cisimler penisin uzama ve genişleme kabiliyetini sağlıyor. Bunlardan ikisi penisin sırt kısmında bulunuyor ve bu cisimler ''Tunigia Albuginea'' adı verilen kalın ve sert bir kılıfla sarılı. Penisin sırt kısmındaki bu silindirik cisimlere ise ''Korpus Kavernozum'' adı veriliyor. Üçüncü cisim ise daha ince yapıda ve etrafında sert bir kılıfla sarılmış değil. Bu üçüncü cisime de ''Korpus Spongiozum'' adı veriliyor. Ereksiyon sırasında her üç silindirik doku kanla dolarak penisin boyunda uzama, genişleme ve ardından sertleşme meydana geliyor. Bir penis kırılmasında ereksiyon halindeki bir penis orta yerinden aniden kıvrılınca sert kılıf yırtılıyor. Ve penisin sırt kısmında kalan kan, cisimsel dokular arasında dağılıyor. Erkek kırılma sesi duyduktan sonra hızlı bir ereksiyon kaybı, morarma ve şişmenin oluyor sonra da peniste şiddetli ağrı duyuyor. |
|
|
|
|
|
#29 (permalink) |
|
Üye
![]() Giriş: 16-05-2006
Mesajlar: 455
Rep Puanı: 302
![]() ![]() ![]() ![]() E-Güven: (0/0)
|
Ce: Üroloji
Peniste sertleşme güçlüğü SORU: "Viagra" deyince ilk aklınıza gelenler...? - Viagrayı üreten Pfizer şirketinin İngiltere Birimi Halkla İlişkiler Şefi Bayan Miranda Kavanagh'ın naklettiği bir şaka: İlk balayınızla ikincisi arasındaki fark nedir? Cevap: "İlki Niagara idi, ikincisi Viagra!" Şaka bir yana, Viagra bir ilaç olmaktan ziyade, çok-cepheli bir fenomen olarak girdi hayatımıza. Kültürel, ekonomik, edebi, sosyal... Tarih boyunca yeryüzünde en hızlı satılan ilaç Viagra. Wall Street analistlerine göre, ilk çıktığı yıl 5 milyar dolarlık bir satış rakamına ulaştı. Bu gerçekten inanılması güç bir rekor. İngiltere'nin muhafazakar gazetesi Times , birinci sayfasındaki bir editör köşesinin tümünü Viagra'ya ayırmışsa, bu ciddiye alınması gereken bir fenomen demektir. SORU: Viagra bir mutluluk ilacı mı? - Bir anlamda hayır, bir anlamda evet. Pfizer tarafından aslında kalp ve damar hastalıkları tedavisinde kullanılmak üzere üretilen, fakat yan etki olarak ereksiyon yaptığının gözlenmesi üzerine "tesadüfen" keşfedilen Viagra'nın etken maddesi "sildenafil" , asla bir afrodizyak değil. Yani cinsel ilgi veya arzuyu artırmaz. Birçoklarının kendisinden beklediği gibi, normal erkeği süper erkek yapmaz. Bu bakımdan, mutlu olamayan bir erkeğin Viagrayı alıp mutlu olması sözkonusu değil. Ancak, sildenafilin, normal seksüel uyarıya karşı oluşan ereksiyon cevabını güçlendirip artırdığı gözönüne alınırsa, tıbbi anlamda sertleşme sorunu yaşayan ve bu nedenle aile hayatları zehir olan, psikolojileri bozulan milyonlarca erkeğin Viagra sayesinde yeniden mutluluğu yakaladıkları bir gerçektir. SORU: Cinsel sorunların çözümündeki yeri nedir? - Erektil disfonksiyon olarak tıbbi ifadesini bulan sertleşme sorununda Viagra kullanımının sonuçlarına bakıldığında, sebepten bağımsız olarak %84 lük bir ortalama başarı yüzdesi ile karşılaşıyoruz. Aynı gruba, plasebo adı verilen "boş ilaç" uygulandığında bu rakam %25'e düşüyor. Yani % 84, psikolojik bir etkiden çok, gerçek ilaç etkisini yansıtıyor SORU: Erektil disfonksiyon cinsel sorunların ne kadarını oluşturur? - Bu gerçekten zor bir soru. Çünkü bu noktada tam bir kavram kargaşası yaşıyoruz. Bu ülkede, erotik film ve hikayelerde rastladıkları "film-kurgu" erkeklerin skoruna ulaşamadıkları için kendilerini ürologa zor atan ve cinsel sorunlarından (!) yakınan binlerce erkek var çünkü. Biz konuya bilimsel olarak yaklaşırsak, şunları söyleyebiliriz: Cinsel fonksiyon bozuklukları, cinsel cevap döngüsü esas alınarak tanımlanır. Cinsel cevap döngüsünün ise; istek, uyarılma, orgazm ve çözülme olmak üzere dört evresi vardır. İşte "cinsel sorunlar" genel tanımı, bu evrelerin herhangi birindeki aksama ve problemi ifade eder. Erektil fonksiyon bozukluğu, ya da halkımızın yaygın tercihiyle "iktidarsızlık" ise, cinsel cevabın ikinci safhası olan uyarılma evresinde erkeklerde görülen aksamaların adıdır. Erektil disfonksiyonun yaygınlığı hakkında en sağlıklı rakamlar ABD'den alınmaktadır. Buna göre, 40-70 yaş arasındaki erkeklerde, %10 oranında tam ereksiyon bozukluğu, %52 oranında ise değişik derecelerde erektil disfonksiyon mevcuttur. Bunların % 80 kadarı, organik bir nedene bağlıdır. Toplumsal şartlar ve cinsellik kavramına yaklaşım farkı gözönüne alındığında, ülkemizde erektil disfonksiyon ve cinsel sorunların daha yüksek oranda olduğu, ancak bunların altında yatan psikolojik etmen yüzdesinin hat |