![]() |
|
|||||||
| Üye Ol | SSS | Sxe indir | Sosyal Gruplar | Takvim | Resim Galerisi | Etiketler | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
Türkçe & Edebiyat bölümünde Söz Sanatları konusu , Edebi sanatların çoğu şiirde ve düzyazıda ortak kullanılır. Sadece şiire ya da düzyazıya özgü edebi sanatlar da vardır. Edebi sanatları üç ana kümede inceleyebiliriz: A) MECAZ ANLAMA DAYALI SANATLAR Mecaz (Değişmece) Mecaz-ı Mürsel (Düzdeğişmece) Teşbih (Benzetme) İstiare (Eğretileme) Kinaye (Değinmece) ...
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri |
|
|
#1 (permalink) |
![]() Giriş: 07-05-2007
Yaş: 17
Mesajlar: 6.298
Rep Puanı: 6362
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() E-Güven: (14/100)
|
Söz Sanatları
Edebi sanatların çoğu şiirde ve düzyazıda ortak kullanılır. Sadece şiire ya da düzyazıya özgü edebi sanatlar da vardır. Edebi sanatları üç ana kümede inceleyebiliriz: A) MECAZ ANLAMA DAYALI SANATLAR Mecaz (Değişmece) Mecaz-ı Mürsel (Düzdeğişmece) Teşbih (Benzetme) İstiare (Eğretileme) Kinaye (Değinmece) Teşhis (Kişileştirme) İntak (Konuşturma) Tariz (İğneleme) B) GERÇEK ANLAMA DAYALI SANATLAR Tezat (Karşıtlık) Tevriye (İki anlamlılık) Mübalağa (Abartma) Hüsn-i talil (Güzel neden bulma) Tenasüp (Uygunluk) Tecahül-I arif (Bilmezlikten gelme) İstifham (Soru sorma) Terdit (Şaşırtma) Telmih (Anımsatma) Leff ü neşr (Sıralı açıklama) Tedriç (Dereceleme) Tekrir (Yineleme) Rücu (Geriye dönüş) Irsâl-i mesel (Atasözü söyleme) Kat (Kesme) C) SÖZE (SESE) DAYALI SANATLAR: Cinas (Sesteşlik), Seci (Içuyak), İştikak (Türetme), Akis (Çaprazlama), krostiş, Lebdeğmez (Dudakdeğmez), Aliterasyon (Ses Yinelenmesi) Yukarıda sınıflaması yapılan sanatlar yüzyıllardan beri edebiyat eserlerinde kullanılmış, kimi zaman bunlar anlatımın bir aracı değil, amacı durumuna gelmiştir. Özellikle, Divan şiirinde bu sanatların çok yoğun ve karmaşık biçimde kullanıldığını görüyoruz. Bugün de konuşmalarımızda, gazete ve dergi yazılarında, sanatsal eserlerde duygu ve düşüncelerin, haberlerin, istek ve özlemlerin daha iyi, açık ve somut biçimde; kimi zaman daha süslü ve gösterişli olması için edebi sanatların bir kısmına başvuruyoruz. Tezat Aynı varlığın, olayın, durumun… birbirine karşıt iki yönünü bir arada belirtmeye ya da birbirine karşıt kavramlar arasında ilgi kurmaya tezat denir. Aşağıdaki örneklerde tezatlı söyleyişler var- dır: ömrümde zararsız günümü bilmem Her senede yüz milyonluk kârım var. (Huzuri) Aşk derdiyle hoşem el çok ilâcımdan tabip Kılma derman kim helakim zehr-i dermânındadır (Fuzuli) Nice kâfirdir yüzün görüp müselman olmayan (Lâmii) Dil gitti gerçi yerine kondu hezâr gam Biri gider biri gelir oldu belâların (Şeyhülislam Yahya) Gülen çehremi görüp Sanmayın beni bahtiyardır Her kahkahanın içinde Bir damla gözyaşı vardır Lâkin ben hiç bu kadar mahzun olmadım; ölümü hatırlatan ne var bu resimde? Halbuki hepimiz hayattayız. (Melih Cevdet Anday) Bir kız vardı yok gibi öyle güzel (O. Rıfat Horozcu) İstiare Temel öğelerden (benzeyen, kendisine benzetilen) sadece biri söylenerek yapılan benzetmeye istiare denir. İstiare, bir sözün, benzetme amacıyla, başka bir söz yerine kullanılması olarak da tanımlanabilir. Yuvayı yapan dişi kuştur. Bir atasözü olan bu cümlede, “kadın”, “dişi kuş“a benzetilmiş, ancak benzeyen (kadın) kullanılmamıştır. Bu, bir istiaredir. İstiare iki türlü olabilir: İSTİARE Kapalı İstiare Açık İstiare Sadece benzeyen kullanılır. Sadece kendisine benzetilen kullanılır. e Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? (C. Sıtkı Tarancı) Şakaklardaki beyazlık kara benzetilmiş. Ancak benzeyen kullanılmamış. Bu, açık istiare örneğidir. w Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl! (M. Akif Ersoy) Şair bayrağı kaşlarını çatmış bir insana benzetiyor; ancak “insan” (kendisine benzetilen) dizede açıkça geçmiyor. Sadece benzeyen öğesi kullanılmış. Bu, kapalı istiare örneğidir. «■ Bu memlekette de bir gün sabah olursa Haluk…. (Tevfik Fikret) Şair “güzel günler”i “sabah”a benzetmiş, fakat “güzel günler”i (benzeyen öğesi) kullanmamış. Bu, açık istiaredir. •» Can kafeste durmaz uçar Dünya bir han konan göçer. (Âşık Veysel) İlk dizede “can”, “kuş“a benzetilmiş. Ancak “kuş“tan (kendisine benzetilen) söz edilmemiş. Bu, kapalı istiaredir. UYARI: Edebiyatta kimi zaman “temsiliistiare” (yaygın eğretileme)denilen bir anlatım yoluna da başvurulur. Temsili istiare, kısaca, bir olayın, kişi- I nin, dönemin… simgelerle anlatımı olarak tanımlanabilir. Bu tür anlatımda birden fazla benzerlik ilgisi esastır; şiirin tümünde benzetmenin İ temel öğelerinden biri kullanılır. Bin gemle bağlanan yağız at şaha kalkıyor, Gittikçe yükselen başı Allah’a kalkıyor… Son macerayı dinlememiş varsa anlatın: Zaptetmek isteyenler o mağrur, asil atın Beyhudedir her uvzuna bir halka bulsa da Boştur köpüklü ağzına gemler vurulsa da… Coştukça böyle sel gibi bağnnda hisleri Bir gün başında kalmayacaktır seyisleri. Son şanlı macerasını tarihe anlatın: Zincir İçinde bağlı duran kahraman atın Gittikçe, yükselen başı Allah’a kalkıyor, Asrın baş eğdi sandığı at şaha kalkıyor. (F. Nafiz Çamlıbel) Bu parçada şair bir “at”ı betimliyor görünerek, Osmanlı Imparatorluğu’nun yıkılışından sonra Kurtuluş Savaşı yapan ve eşsiz bir mücadele örneği veren Türk ulusunu anlatmaktadır. Yani “at” ile kastedilen “Türk ulusu”dur. Şiirde “benzeyenler söylenmemiş, sadece “kendisine benzetilenler belirtilmiştir: Benzeyen Kendisine Benzetilen Telmih Herkes tarafından bilinen geçmişteki ünlü bir kişiye, bir olaya onu anımsatmaya, işaret etmeye telmih denir. Bu sanat çağrışıma dayanmaktadır. Anımsatılan nesne ya da kavram uzun uzadıya açıklanmayıp bir iki sözcükle dile getirilir. Genellikle örneklendirme ve temsil amacına yöneliktir. Bu sanatta, işaret edilen olay ile anlatılan duygu arasında gizli bir benzetme vardır. Telmihin gerçek malzemesi şiir dışı bilgilerdir. İdeal bir telmih sanatı, ne fazla kapalı ne fazla açık olmalıdır. “İnsanız, en şerefli mahlûkuz!” Deyip de pek fazla Övünmemiz haksız Atamız elma çaldı cennetten Biz o hırsızların çocuklarıyız! (Orhan Seyfi Orhon) Şair, “Atamız elma çaldı cennetten” dizesiy-le okuyucuya Adem’le Havva’nın cennetten kovulmasına neden olan olayı anımsatmakta ve telmih sanatına başvurmaktadır. * Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi Bedr’in aslanları ancak bu kadar şanlı idi (Mehmet Akif Ersoy) Şair, Çanakkale şehitleri için yazdığı bu dizelerde, düşmanla çarpışan Mehmetçikleri Bedir Savaşı ‘ındaki Peygamber askerlerine benzetiyor ve bir olayı anlatırken geçmişteki bir olaydan yararlanıyor. a Ey dost senin yoluna Canım vereyim Mevlâ Aşkını komayayın Od’a gireyim Mevlâ (Yunus Emre) Bu dörtlüğün son dizesindeki “ateş” anlamına gelen “od” sözcüğü, şöyle bir olayı anımsatmaktadır: İslam inançlarına göre Allah’ın birliğine inanan Hz. İbrahim bir tapınaktaki putları kırdığı için puta tapanlarca ateşe atılmıştı. Fakat ateş birdenbire bir gül bahçesi haline gelmiş, Hz. İbrahim de bu bahçeden gül dererek çıkmıştı. Şair “oda (ateşe) gireyim” sözüyle bu olaya telmihte bulunuyor. Teşhis İnsan dışındaki varlıkları insan gibi düşünerek, insana özgü nitelikleri o varlıklara yakıştırarak söz söyleme sanatına teşhis (kişileştirme) denir. •s- ne vakit Maçka ‘dan geçsem limanda hep gemiler olurdu ağaçlar kuş gibi gülerdi. (Attila İlhan) İnsana özgü bir nitelik olan “gülmek” eylemi ağaçlara yakıştırılmış. Bir başka deyişle “ağaçlar” kişileştirilmiş. tm- Bütün kusurumu toprak gizliyor Merhem çalıp yaralarım düzfüyor. (Âşık Veysel) Şair “toprak”ı kişileştiriyor. «a Gül, hasretinle yollara tutsun kulağını Nergis gibi kıyamete dek çeksin intizar (Baki) Dizelerde “gül” ve “nergis” kişileştiriliyor. M> Kış, Ada ‘nın her tarafına yerleşebilmek için rüzgarlarını poyraz, yıldız, karayel… halinde seferber ettiği zaman; öte yakadaki yaz, pilisini pırtısını yeni toplamış, bir kenara, oldukça mahzun bir göçmen gibi oturmuştu. (S. Faik Abasıyanık) Verilen parçada “kış” ve “yaz” kişileştiriliyor. Mübalağa Bir olayı, durumu ya da gerçeği olduğundan çok büyük ya da küçük göstererek anlatmaya abartma denir. Aşağıdaki parçalar mübalağa sanatına örnektir : * Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker! Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? “Gömelim gel seni tarihe!” desem sığmazsın. (M. Akif Ersoy) * Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle (Y.Kemal Beyatlı) * ölüm indirmede gökler ölü püskürmede yer 0 ne müthiş tipidir savrulur enkâz-ı beşer (M. Âkif Ersoy) Bir şulesi var ki şem-i canın Fanusuna sığmaz asmanın (Şeyh Galip) Merkez-i hâke atsalar da bizi Kürre-i arzı patlatır çıkanz. (Namık Kemal) Dövüşüyorduk Üç Şehitler’imizde Zorluyordu derya gibi düşman Attığım boşa gitmiyordu Lüzumsuzdu nişan. (F. Hüsnü Dağlarca)
__________________
|
|
|
|